Yeşil Çay ile Bitki Çayı Meselesi

Merhabalar,

Çaya dair çalışmalarım büyük heyecan ile devam etmekte.

Türkiye’deki çay sektörünün ilk ve tek gazetesi Çay Dünyası Gazetesi’nin son sayısında yayınlanan “Yeşil Çay ile Bitki Çayı Meselesi” başlığı ile kaleme aldığım yazımın linkini paylaşıyorum. Dilerseniz linkten dilerseniz de aşağıda paylaştığım haliyle yazının tamamını okuyabilirsiniz.

http://www.caydunyasigazetesi.com/yazarlar/nilgun-yalcin/yesil-cay-ile-bitki-cayi-meselesi/40

Yeşil Çay ile Bitki Çayı Meselesi

Çay Dünyası Gazetesi

Bir yaz akşamı sohbet ortamında tartışmaya kadar giden bir ifadedir: Yeşil çaya bitki çayı diyemezsiniz…

“Çay bitki değil midir, o zaman yeşil çay da bitki çayıdır…” diye ısrarla konuyu direten birileri karşımıza muhakkak çıkmaktadır. Çıkmalılar elbette. Yoksa bunca yanlışlık kolay kolay düzeltilmez.

Yıllarca kullanılan şu ifade; “Bitki çayı yeşil çaydır.”, “Yeşil çay bitki çayıdır.”. Çok net söylüyorum günümüzde kullanılan bu ifade yeşil çaya, yani çaya hakarettir. Bilmeyenlerin uydurduğu ama birçok markanın da kullanmaktan çekinmediği bir yanlışlıktır. Yeniyi piyasaya sürmek, kabul görmek zor muhakkak, fakat bu kadar da yanlışın altı çizilmez yıllarca. Bu yazıda kesinlikle yeşil çay ile bitki çayı kıyaslaması yapılmamaktadır. İfade yanlışlığını düzeltmek için iki ayrı dünyayı daha net bir tabloda görmenizi sağlamak amacındayım.

Öncelikle çay nedir, bitki nedir, yeşil çay nedir ve bitki çayı nedir sırasıyla açıklayalım:

Çay ; Camellia sinensis  bitkisi, Theacea (Çaygiller) Familyası içinde Camellia cinsine ait her zaman  yeşil bir ağaçtır. Budama yapılmazsa ağaç görünümünü alır Camellia sinensis. Bir ağaççık olarak da anılır. Çaygillerden bir ağaççıktır. Çaygiller, Theales takımına ait bir familyadır; tropik ve subtropiklerde yayılmış 30 cins ve 1100 türü bulunmaktadır. Ağaç da bir bitkidir, bitki aleminin kapsam açısından genişliğini burada es geçmeyelim lütfen.

Bitki ; fotosentez yaparak kendi besinini üretebilen, ökaryotik, ağaçlar, çiçekler, otlar, yosunlar ve benzeri organizmaları içinde bulunduran çok büyük bir canlılar alemine verilen isim olarak literatürde yer almaktadır.

Yeşil çay ; taze çay (Camellia sinensis) yapraklarının fermantasyona uğratılmadan üretilen çay çeşididir. Camellia sinensis bitkisi toplandıktan sonra yeşil çay elde etmek için; koparma, soldurma, fixasyon ve kurutma işlemleri yapılmaktadır. Üretimini yapan ülkelere göre bazı farklılıkları söz konusu olsa da dünyada en temel bilinen Japon ve Çin yeşil çayları olarak yapılan bir ayrım bulunmaktadır.

Bitki çayı ; bitkinin çiçek, yaprak, kabuk ve köklerinin veya ot ve baharatların sıcak su ile demlenmesi ile hazırlanan içeceğe denilmektedir. İngilizcede “herbal tea”, Fransızcada “tisane” olarak adlandırılmaktadır.

Çay yani Camellia sinensis 6’ya ayrılmaktadır: Beyaz çay, sarı çay, yeşil çay, oolong, siyah çay ve puerh’tir. Çay denilince aklımıza sadece siyah çay geldiğinden, ben siyah çaydan başka çay bilmem denildiği ve öğrenilmesine rağmen hayatlarına aksedilmediği için siyah çay dışındaki diğer 5 çay çeşidine de bitki çayı olarak yanlış bir değerlendirme yapılmaktadır.

Yeşil çaya bitki çayı, bitki çayına da yeşil çay denilmesinin, ikisi arasında, hatta çay ile bitki çayı arasında çok eski tarihlerden günümüze kadar süregelen, bu yapılamayan ayrımın ana konusu sağlık, sonrasında da su ile demlenmesi olayıdır.

Günümüzde diyet yapmak ya da sağlıklı beslenmek konusunda metabolizmayı hızlandırmak için antioksidan özelliği sebebiyle yeşil çay çokça kullanılmakta, dile getirilmekte ve bu noktada yanlış isimlendirmektedir. Bitki çayı ile yeşil çay arasındaki en temel farklardan biri kafeindir. Bitki çayında kafein yoktur. Yeşil çayda ise bir miktar kafein Camellia sinensis içeriği itibariyle bulunmaktadır. Çay (Camellia sinensis) içeriğinde; sadece çay bitkisinde yani Camellia sinensis yapraklarında “teanin” isminde amino asit bulundurmaktadır. Teanin tüm dünyanın dikkat çektiği, bilimsel çalışmaların yapıldığı bir konudur. Bitki çayında teanin bulunmamaktadır.

Bitki çayı “tıbbi içecek” anlamında çok eski tarihlerden beri farklı topluluklarda kullanılmaktadır. Birçok kaynakta “Şifalı çay” olarak da yer almaktadır. Çünkü bitkiden şifa alınmakta, tedavide kullanılmaktadır.

Camelia Sinensis bitkisinden su ile demlenerek elde edilen sıvıya çay denilmektedir. Bitkilerin suyun kaynama noktası altında demlenmesine infüzyon denilmektedir. Bitki Çayı; ot, baharat, bitki, meyve vs.nin su ile demlenmesiyle elde edilir.

Çay çeşitlerinin içecek haline getirildiği infüzyon halinin, bitkilerin de aynı şekilde infüzyon yani su ile demlenmesi sebebiyle bitki çayı ifadesinde çay kelimesi kullanılmaktadır. Yani bitki çayının içeriğinde Camellia sinensis yaprakları yoktur. Yapılan harmanlar hariçtir elbette. Yeşil çay harmanlarına baktığınızda bitkilerle harman yapılmaktadır. Ama içinde yeşil çay var iken ve isimlendirirken; örneğin elmalı yeşil çay- zencefilli yeşil çay .. şeklinde isimlendirilir.

Bitki çayı içeriğindeki bitki, meyve, ot, çiçek ve baharatlara örnekler şu şekildedir: Elma, ebegümeci, ahududu, böğürtlen, çilek, üzüm, portakal, limon kabuğu, nane, papatya, melisa, limon otu, adaçayı, ısırgan otu, peygamber çiçeği, gül yaprakları, lavanta çiçeği, portakal çiçeği, şakayık çiçekleri, zencefil, vanilya, tarçın, kakule, anason, karabiber, karanfil…

Ülkemizde bir dönem kocakarı ilacı olarak da adlandırılan ama günümüz dünyasında kaçınılmaz bir gerçek olan  “doğanın gücü” , “doğaya dönüş” ve  “doğayı keşif” söz konusu olduğundan, bitki çayı yüzyıllar öncesinde olduğu gibi hak ettiği yeri artık sağlığa yönelik yani faydasına dair bilinçlenme ile alacaktır.

Yeşil çay, çok eski tarihlerden beri geleneksel olarak Çin ve Japonya’da en çok tüketilen çay çeşididir. Ülkemizde ise ? oranlarında siyah çay tüketimi ile yeşil çay oranı ortalama %3 olarak kalmaktadır. Yeşil çay, yakın tarih itibariyle bu topraklarda öğrenilmeye başlanmış, dünyada yapılan bilimsel çalışmalar toplum ile paylaşıldıkça bilinirliği artmıştır.

Takvim yaprakları 1800’leri gösterdiğinde, çayın daha az kişi tarafından bilindiği o dönemlerde, şuan yaşadığımız sorun yaşanmaya başlanmıştır. İlki Tokat Çayı meselesi diğeri Bursa Çayı meselesi, ki o ne güzel bir yaşanmışlıktır.. Şahsen her okuduğumda inanılmaz heyecan ve keyif almışımdır. Şimdi size bu iki meseleden bahsedeceğim. Öncelikle kıymetli Prof. Dr. Kemalettin KUZUCU hocamıza saygılarımı iletiyorum. Kendisinin on yılı aşan bir çalışma neticesinde gelecek nesillere, çaya dair bırakmış olduğu çok değerli bir eser olan Bin Yılın Çayı/ Osmanlı’da Çay ve Çayhane Kültürüisimli kitabından alıntılar yaparak sizi de bu heyecana ortak etmek istiyor, 18.yy’dan 21.yy’a halen aynı sorunun nasıl devam ettiğini görmenizi istiyorum:

1870’li yıllarda Tokat’ta keşfedilen ismine de Tokat Çayı denilen bitki; Ahmed Şakir Paşa tarafından söz konusu bitkinin incelenmesi için Orman ve Maadin ve Ziraat Nezareti’ne numune gönderilir ve Mekteb-i Tıbbiye’ye Sadaret tarafından da ulaştırılır.  Kimyagerler Ali Rıza ve Vasil Naum tarafından imzalanan araştırma raporu bitkiyi bütün boyutlarıyla tanıtır.  Sonuç itibariyle kimyagerler bu yaprakların, belirtilen bileşikleri ihtiva etmemesi nedeniyle Çin çayı olmadığını, adi ağaç yapraklarının siyah çay hazırlama tekniğinde işlenmesiyle elde edilmiş ve çay görünümü verilmiş bir madde olduğuna hükmetmişlerdi. Sağlık açısından riskli bir madde bulunmadığını da eklemişlerdi. Ahmed Şakir Paşa iki ay sonra Sadaret’e ilgili incelemeyi hatırlatır. Umûm Mekâtib-i Askeriyye-i Şahâne Nazırı imzasıyla gelen cevabi yazı şöyledir:

“… çay gibi kavrulmuş ve bükülmüş ve zâhiren çay şekline konulmuş çayın gayri bir nebat olduğu gösterilmiş olmasına nazaran bunun çay nâmıyla füruhtu câiz olamayıp ancak bükülmek ve kavrulmak gibi tagayyürâta uğratılmayarak kendi ismiyle ve hâl-i tabiîsiyle satılmasında mahzûr olmadığı….” (BOA,BEO,1492/111872,22 CA 1316/8 Ekim 1898)

“….Birinci Dünya Savaşı’nın doğurduğu ağır ekonomik koşullar yüzünden bazı tüketim maddelerinin kıtlığı baş göstermiş, çay da bundan nasibini almıştı. Bu durum çayın karaborsaya düşmesine, fiyatların yükselmesine yol açmıştı. Varlıklı tiryakiler astronomik fiyatlara katlanarak evine hakiki çay götürürken; orta ve dar gelirliler, dağlarda ve kırlarda kendiliğinden yetişen birtakım bitkileri çay gibi haşlayarak içmeye, böylece çay ihtiyaçlarını gidermeye çalışmaktaydı. Bu tür bitkilerin başında Bursa’da yetişen ayıüzümü geliyordu. ” (Kemalettin Kuzucu, Bin Yılın Çayı, 2012, s.205)

Bursa çayı meselesi ilk olarak Halkalı Ziraat Mektebi botanik öğretmeni Ali Rıza Bey ile Bursa Ziraat Mektebi ilm-i nebatat öğretmeni Mehmed Refet aralarında bir tartışma olarak başlamıştır. Sonrasında başka bilim adamları da bu polemiğe katılır, yerelde ve ülke genelindeki basın organlarında yer alan tartışmalar, Halkalı Ziraat Mekteb-i Âlîsi Mecmuası’nda karşılıklı olarak verilen cevaplarla devam eder. Yapılan tartışmaların odak konusu çayın etkin maddesi teinle ilgilidir. Bursa çayı denilen bitkiden alınan numuneler Halkalı Ziraat Mektebi laboratuvarında incelenir. Teinin bulunmadığı, görüntü olarak da çaya benzemediği hatta çayda olması gereken diğer kimyasal bileşiklerin de olmadığı raporlanır. 1917’de Ali Rıza Bey’lerin yayınladıkları raporda Bursa çayı içeriğinde kafein olmadığını da belirtirler.

Ali Rıza Bey ile Mehmed Refet arasındaki polemiğin detaylarını kitaptan okuyabilirsiniz. Fakat yayınlanan makale isimlerini özellikle paylaşmak istiyorum:

Ali Rıza-Nureddin Münşi,”Bursa’dan Çay Çıkar mı ve Bursa Çayı Nedir?”

Mehmed Refet, “Bursa Çayı”

Ali Rıza, “Bursa Mecmuasına Cevap”

A.Hadi, “Türkmen Çayı-Bursa Çayı”

Ali Rıza, “Bursa’nın Çimen Çayı Yaban Mersini, Vaccinium Mytrillus”

Şimdi günümüze tekrar dönelim.. Ne yazık ki medyada çokça yanlış haberler, yanlış bilgilendirmeler söz konusudur. Örneğin; manşet şu: Hangi bitki çayı neye iyi geliyor?Cevap madde madde verilmiş ve ilk maddede yeşil çay anlatılmış. Sonraki maddelerde ise papatya, ısırgan otu, hibiskus şeklinde devam ediyor. Bir başka örnek de hâlihazırda satış yapan çay markalarının yeşil çaylarını satan 3.firmaların kullandığı ifade;  “X Marka Bitki Çayı Yeşil Çay” ya da “Yeşil Çay Bitki Çayı” diyerek ürünü satan 3.firmalar yazıyor ama ürün sahibi firma ürün ismini “Bitki Çayı Yeşil Çay” diye asla isimlendirmiyor. Satıcı 3.firmalar ve özellikle harman yapan firmalar bu isimlendirmeyi kullanıyor.  Markadan markaya değişiyor bu durum. İsimlendirmede yaşanan bu sorun acaba çayların içeriğinde de yaşanıyor mudur diye düşünmüyor değilim açıkçası… Ürün sahibi firmalar haliyle bu satıcı firmaları kontrol etmiyorlar, görünen o maalesef. Ama buna bir son verilmesi gerekiyor. Yeşil çay bunu hak etmiyor. Bitki çayları da aynı şekilde bu yanlışlığı hak etmiyor.

Ve karşılaştığım nice menüler… Menü masaya geliyor:

Bitki Çayları başlığında : 1.Yeşil Çay 2…. 3…..4….. 5.Earl Grey

İnanılır gibi değil!

İsimlendirme ayrımının ve öneminin daha iyi anlaşıldığını umuyorum.

Bitki çayı dediklerinde yeşil çay veremez, yeşil çay dediklerinde de “a evet bitki çayı” diyemezsiniz. Tekrar ediyorum; yeşil çay için gerçek bir hakarettir bu! Garsonların şaşkınlığını kaç kez yaşadım bilemezsiniz. Çok samimi söylüyorum bu toplum bunu hak etmemektedir. Kapitalist sistem diyerek gem vurmak kolaydır. 21.yy’da yaşadığımızın artık bilincinde olmamız gerekmektedir. Dile pelesenk olan nice kavram ve durumlar artık sorgulanmalıdır. Çay konusundaki hassasiyetim bunca menüyü gördükçe daha çok artmaktadır. Bir önceki yazımda Neden Turkish Tea Academy? başlığı ile çay konusunda bir dert edinme hali ile attığımız adımdan bahsetmiştim. Ülkemizin bu Academy’e olan ihtiyacı çok aşikârdır. Bunca yanlışlık Nazım Hikmet’in dediği gibi “Ben yanmasam sen yanmasan biz yanmasak, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa…”

Sevgi ve saygılarımla…

Nilgün YALÇIN

Reklamlar

NİLGÜN YALÇIN – KADIN GİRİŞİMCİ HİKAYELERİ

Merhabalar,

Dijital Dönüşüm konusunda en önemli isimlerden biri olan Saygıdeğer Murat Erdör ile gerçekleştirdiğimiz röportajı dilerseniz eklediğim linkten, dilerseniz de aşağıda eklediğim hali ile okuyabilirsiniz.

Kadın Girişimci Hikayeleri için Murat beye sonsuz teşekkürler…

http://muraterdor.com/artizan-teadan-nilgun-yalcin-ile-roportaj/

 

Kısaca kendinizden bahseder misiniz?  

Ben Nilgün YALÇIN. Artizan Tea markasının kurucusuyum. Girişimim öncesi Bilgisayar Eğitmeni olarak yaklaşık 4 yıl kadar bilgi evlerinde, Bilişim personeli olarak 6 yıl kadar da Türk Telekom’un farklı birimlerinde çalışma hayatım oldu. Bilgisayar Eğitmenliği dönemimde 3 projede Sosyal Medya ve Teknolojinin Doğru Kullanımı Eğitimi ile binlerce lise öğrencisine yani geleceğin gençlerine seminerler verdim.

Şuan Çay Dünyası Gazetesinde de yazmaktayım. Çaya dair güzel çalışmalar içerisindeyim.

Kendi işinizi yapmaya nasıl karar verdiniz? Bunu yapmaya karar verirken kimden destek aldınız?

Çok uzun yıllar birçoğumuzda olan cafe açma isteği daima bende de vardı, bu sebeple 2012’de Kosgeb Uygulamalı Girişimcilik sertifikasını aldım. Yıllar içerisinde mesaiye dayalı çalışma hayatım boyunca hep bir sancı çektim. Hemen her mesai sonrası daima yeni bir seminerde, workshopta,  atölyede ya da bir etkinlikte buldum kendimi. Girişim, kişisel gelişim, marka ve iletişim konularında çok kitap okudum. Sürekli olarak hem yeni network edinmek hem de kendi amacımın ne olduğunu sorgulamak üzere bir süreç yaşadım. Kendi işimi yapmak, cafe açmak istiyordum ama bir yerden de başlamalıydım. Bunun için özel bir mutfak okulunun ilk Artisan çay eğitimine katılan 4 kişiden biri olarak ilk adımımı attım. Eğitimin ilk gününün akşamında benim için anlam artık yerini bulmuştu. Çayın dünyası muazzam bir tabloydu. Bende büyük heyecan uyandırdı. O gün itibariyle hayatımın odağında çay olması gerektiğini ve cafe açmanın bana göre olmadığını anladım. Eğitmenlik devam ediyordu ama benim için artık zamanı gelmişti. İstifa ettiğimde ve kendi işimi kuracağım dediğimde yakın çevrem olumsuz karşıladı. Oysa karar vermek zor olmadı benim için. Çünkü artık kendim için adım atmak istiyordum. Karar verirken gördüğüm en büyük destek belki de tek destek hayatımda büyük öneme sahip olan Alim Bey tarafından olmuştu. Çünkü kendisi Türkiye şartlarında yetişmiş biri değildi ve girişimciliğin ne demek olduğunu çok iyi biliyordu. Kosgeb kuruluna girdim, ertesi gün iş planımın onaylandığının haberi geldi ve maddi manevi kendi hayatımdan her şeyden fedakârlık ederek, çok da zor günler geçirerek 2018 Nisan ayında şirket olarak resmi faaliyetlerime başladım.

Ne üzerine bir iş yapıyorsunuz?  Başka iş fikirleri varken neden bu işi yapmaya karar verdiniz?

Artizan Tea markasında sadece otantik dünya çaylarını sunuyorum. Yani her ülkenin kendine özgün olan çaylarını. Geçmişte medikal bir malzeme olarak kullanılan çay, günümüzde sudan sonra en çok tüketilen içecek olarak karşımıza çıkıyor ve ülkemizde bilinçsiz tüketimi de beraberinde barındırıyor. İçeceğin bir damak zevki olduğunu; insanların önce özgün olanı tadımlaması, ardından kendi damak zevklerine uygun olan tatları bulmalarını sağlamak istiyorum. Ki bu şekilde çay kültürüne büyük katkı sağlayacağıma inanıyorum. İlk kez 16.yyda Çin’den Avrupa’ya gönderilen bir mektupta çaydan bahsediliyor ve çayın dünya yolculuğu başlıyor. Artizan Tea aynı misyon ile çayı anlatmak üzere yola çıkan bir markadır.

Çay satışı dışında kurumsal, bireysel katılımcılarla Artizan Tea Workshoplar düzenliyor ve danışmanlık hizmeti veriyorum.

Zanaatkâr tarafından yapılan ya da özel bir ustalık gerektiren faaliyetleri ifade etmek için kullanılan “artizan” kelimesi, el ile toplanıp çeşitli aşamalardan geçtikten sonra içmeye hazır hale gelen çay geleneğine işaret ediyor. Artizan Tea olarak dokuz ülkeden, her biri yetiştirildiği bölgeye özgü yirmi dört otantik çayı, bu ilke doğrultusunda paylaşmaktan büyük heyecan duyuyorum.

Hayatın bir anlam yolculuğu olduğunu düşünüyorum. Bu yolculukta yüklediğimiz anlamlar kişi ya da şeylerde farklılık gösterse de önceliğimiz olduğu müddetçe kendimizi zorunlu kılıyoruz. Çaya dair sahip olduğum ve olmaya devam ettiğim bilgi ve deneyimleri Artizan Tea aracılığı ile paylaşıyorum.

Bu işi yaparken ne tip sıkıntılarla karşılaştınız ve bunları nasıl aştınız? Sizce kendi işinizi kurarken nelere dikkat etmek gerekiyor? Hangi konularda bilgi sahibi olmak gerekiyor?

Elbette her girişim gibi benim için de sermaye konusu çok sıcak bir gündem teşkil etti, etmeye de devam ediyor. Kosgeb Girişimcilik Desteğinden yararlanıyor olmak bazı maddi adımlar için kolaylık sağladı. Bir girişimde sorun asla sadece para olmuyor. Para ile birlikte doğru adımlar atmak gerekiyor. Satış konusunda çalışma hayatım boyunca bir deneyimim olmamıştı. Bu çok olumsuz bir durum oldu benim için. Satış çok ayrı bir durum. Alışmaya çalışıyorum hala. Etrafımdaki tecrübeli kişilerden bilgiler edinerek bu süreci aşmaya çalışıyorum.

Kendi işinizi kurarken öncelikle daima planlı olmanız gerekiyor. Kısa-orta ve uzun vadeli hedeflerinizi kendiniz mutlaka belirleyin. Takvim oluşturmak önemli ve sizi motive de ediyor. Günlük planlarınızı da mutlaka not alın. Muhasebenin her kalemini elbette bilmemiz mümkün değil ama belirli bilgileri anlamak gerekiyor. Pazarlama ve satışın ne olduğunu anlamak mühim. Tecrübelerden faydalanırken çok duyduğum bir ifade: Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok..

İş hayatında kadın olarak yer almanın zorlukları var mı sizce? Varsa nelerdir?

Elbette zorlukları oluyor. Ben bunlara “rağmen” olumlu şeylere odaklanarak yoluma devam etmeyi tercih ediyorum. Maalesef toplumumuzda kadının tek başına iş sahibi olması, koşturması henüz pek de idrak edilmiş durumda değil. Zorlukları olduğu kadar aksine destek olmaya çalışanlar da elbette var. Ki iyi ki varlar. Ben bu konuda çok şanslı olduğumu düşünüyorum. Yeni bir girişim olduğunda genelde biraz ilerlemenizi görmek istiyorlar, buradaki amaç çoğu zaman nasılsa pes edecek düşüncesi olabiliyor. Bunlara “rağmen” adımlar atmak bazı durumlarda motivasyonunuzu olumsuz etkileyebiliyor.

Yaptığınız işten istediğiniz sonuçları alabildiniz mi? İleriye yönelik koyduğunuz hedefler nelerdir?

Artizan Tea henüz 8 aylık bir marka. Kısa ve orta vadeli planlarımı gerçekleştirmek üzere, dünya ve ülkenin genel gündemine birçok anlamda takılmamıza “rağmen” yavaş yavaş ama heyecanımı koruyarak ilerliyorum. Artizan Tea markası bir dünya markası olmak üzere kendine vizyon oluşturdu. Çaya dair güzel çalışmalar yapacağımıza inanıyorum.

Kendi işini yapmak isteyen bayanlara neler tavsiye edersiniz?

Öncelikle benim yaptığım gibi sıfır sermaye ile asla adım atmamanızı tavsiye ediyorum. Sermayeniz belirli bir miktar mutlaka olmalı. Ciddi bir iş planı hazırlayın. Ve mutlaka kendiniz hazırlamalısınız. Yapacağınız iş ne olursa olsun kendinize inanıyorsanız her şeyin üstesinden gelirsiniz, kendinize dair şüpheleriniz varsa lütfen adım atmayın, o soruları önce cevaplamalısınız. Kendinize inancınız olmalı. Mutlaka ve mutlaka kendi motivasyonunuzu bulun! Yaşayacağınız bütün olumsuz süreçlerde kendi motivasyonunuzu sağlayacak olan ne? Bu sorunun cevabını mutlaka bulun. Çünkü çok ihtiyacınız olacak. Girişiminize dair tecrübelerden faydalanın. Doğru kişilere doğru sorular iletin. Zamanınızın kıymetini bilin. Odaklanmanın ne demek olduğunu işin içine girdikten sonra arkadaşlarınızın etkinlik davetlerine olumsuz cevap verdiğinizde fark ediyorsunuz. Çok emek vermeniz gerekiyor. Kendi işiniz olduğu için 24 saat yetersiz kalıyor. Amacınız para kazanmanın ötesinde fayda oluşturmaya dair ise etrafınız bunu başta anlamıyor ama sonrasında siz yılmadan adım attıkça harika bir tablo oluşuyor. Kolay bir şey yok bu hayatta. Zor olan imkânsız değil, sadece biraz zaman alıyor. Sabırlı olun, odaklanın, emek verin, dürüst ve samimi olun. İletişimin gücünün daima farkında olun.

Konuyla ilgili sizden fikir almak isteyenlerin size ulaşabileceği bir e-posta adresi veya veya yaptığınız işle ilgili bilgi almak isteyenlerin girebileceği bir web sayfası var mı?

Aşağıda iletmiş olduğum Artizan Tea ve kişisel bilgilerimden iletişim sağlayabilirler.

Artizan Tea web sitesi: www.artizantea.com

Artizan Tea e-mail: info@artizantea.com

Artizan Tea Instagram: www.instagram.com/artizantea

Kişisel blog adresim: www.nilgunyalcin.com

Kişisel e-mail adresim: nilgunyalcin1@gmail.com

Kişisel Instagram: www.instagram.com/nnilgunyalcin

Bir takım işlere girişirken oksijendir moral!

Uzun zamandır attığım başlıktaki gibi bir takım işlere girişmek üzere çalışmalar içindeydim. Bir önceki yazımda da belirttiğim gibi yeni girişimim itibariyle benim için konu artık ÇAY ! Yeni bir çay markası çıkarıyorum.

Bir işe girişmek yıllardır hep dile getirdiğim bir durumdu. Ama sözden öteye geçmesi için her şeyin olduğu gibi onun da bir vakti vardı elbet. Gerçekten zor bir işe girişmek. Hele ki etrafınız masa başı çalışanları ile doluysa manevi açıdan büyük sıkıntı.. Tecrübe ettim! Hem de ne tecrübe..

Bir takım işlere girişirken başta etrafın sözleri çok ağır gelir. Beklemediğiniz davranışları görmeniz mümkün. Hem de ne davranışlar. Şaşıp kalmamak elde değil. Ama süreç ilerledikçe onları geride bırakıyorsunuz. Hem kişileri hem düşünceleri hem üzüntüleri.. Yapacak bir şey yok. Siz ilerlemek zorundasınız!

Size eşlik etmek isteyenler buyursun.. Gerisi kendi düşünsün. Zaman geçiyor. Başlangıçta kafaya takılanlar sonrasında öldürmeyen acı güçlendirir durumunu yaşatıyor. Gerçekten bunu yaşatıyor.

Şunu asla unutmayın; sizi anlamayan insanlarla zaman harcamak zorunda değilsiniz! Anlamadıkları gibi sizin üzerinizde olumsuz bir etki bırakmaları cabası oluyor. Bir kez bunu yaşadığınızda ikincisini denemeyin, yapmayın. Kendinizi yıpratmak oluyor bu sadece. Yoksa karşınızdaki zaten anlamıyor, belki kapasite bu, belki anlamak istemiyor, belki de başka sebepleri vardır, anlatmadığı için bilemezsiniz. Size değer vermeyen, sizin en değerli varlığınız zamanınızı boşa harcayanlara taviz vermeyin! Bu kişi şu ya da bu. Reel olmak zorundayız.

Şuan birçok platformda Girişimci olun diye söyleyenler iyi yapıyor elbette, hatta ben de kesinlikle destekliyorum bu düşünceyi. İnsanların çemberin dışını ancak girişerek, kendi konfor alanını terk ederek öğreneceği muhakkak, fakat bu tabiri caizse verilen girişimci olma gazının yanında tüm gerçekliği ile ne gibi zorluklarla da karşılaşılacağı da mutlaka anlatılmalı. Yoksa davulun sesi uzaktan ne hoş diyerek halay başına geçenlerin sonu hüsran.. Tecrübe büyük nimet, bunun bilincinde olmak daha da büyük nimet.

Şu en çok konuşulan Kosgeb hibeleri ile ilgili de ciddi bilgisizlik söz konusu. Ben birebir süreçlerini yaşadım. Hem de sıfır tanıdık ile. Tecrübelerimi ara ara paylaşmaya çalışacağım.

Zaman o kadar kıymetli ki ilk başta yolda geçirdiğiniz zamanın farkına vardığınızda yaşadığınız üzüntünün tarifi imkansız. Tabi o geçen süreyi olabildiğince verimli geçirmeye çalışmak için başladığınızda bu kez beden ve zihin yorgunluğu eklenmiş oluyor. Ama olsun, kendi işiniz ve büyük heyecan duyuyorsunuz..

Sonra zaman yetmiyor, günün 24 saat olması yetersiz. Biraz daha saat ekleyebilsem dediğim günler oldu. Gün bitiyor, hafta kovalıyor, ay selamlıyor. Zaman ne deli bir kavram. Şirket açılışının ardından ofise geçtikten sonra şunu yaşadığım da oldu; sabah erkenden ofisteydim, saat 11.00’de basım işleri için ilgili kişiye mesaj gönderirken “Günaydın…. bla bla…. ” mesaja cevap geldikten sonra kendi mesajımı okuyunca saat 11’de günaydın diye yazdığımı ve saatin henüz benim için sabah olduğunu anladım. Kısacası vakit çok güzel geçiyordu ama yetersiz.. Doyumsuz.. Çalıştıkça, yapılacakları adım adım gerçekleştirdikçe benden mutlusu yok..

Maddi konular ayrı bir başlık, bu yazıda moral hakkında biraz yazmak istiyorum. Çünkü girişimin oksijeni moral! Motivasyon!

Kendi motivasyon kaynağınızı mutlaka bulun! Kişisel gelişimi tamamlamak burada önemli tabi. Etrafınızdan önce kendinizi tanımalısınız. Bunun için kendinize emek vermeniz, kendinize zaman ayırmanız gerekmektedir. Tüm bunlar için de durmak, düşünceleri sakince sıralamak gerekir.

Kendi motivasyon kaynağınızı bilmiyorsanız denemeler zamanınızı alır ve yanlış şeylere takılıp kalabilme olasılığınız da yüksek olur. Kişi kendini bilmeli diye bir ifade söz konusu evet. Ama her anlamda kendinizi bilmelisiniz.

Boşa geçecek zaman hayatınızda yaptığınız hatalar arasında en başta olmalı, bunun bilincinde olmalısınız. Neden boşa zaman harcayasınız? Öyle bir lüksünüz nefes aldığınız müddetçe yok maalesef. Olamaz da. Eğer varsa siz zaten düşünceden yoksunsunuz demektir. Düşünün! Düşünün! Daima düşünün! Ama durup düşünmek de buna dahil. Koşturmacalar olabilir, durup düşünün! Buna çok ihtiyacınız var. Sorgulamak o kadar güzel ve güçlü ki! Bu gücün farkına varın!

Korkmayın! Kendi akıl süzgecinizden geçirdikten sonra adım atmaktan korkmayın! Herkes bir şeyler söyleyecek, söylüyorlar, bakın ben de söylüyorum 🙂 Her tecrübe kıymetli, dinlemek daima önemli ama son karar kendinizin olmalı. Bunun bilincinde olmak lazım! Yoksa dinleyip dinleyip uygularsanız, siz hayatınızın neresindesiniz?

Başrolde siz varsınız! İsteklerinize göre (ama kesinlikle boş, kuru istekler değil) hayatınız şekilleniyor. Siz isteğinizin gücü ile adımlar attıkça isteğiniz gerçekleşiyor. İstemek sadece dilde olursa boş konuşmadır, kimse kusura bakmasın. İsteyen isteği için emek vermediği müddetçe boş lafın ötesine geçmez. Oturup konuşalım günlerce haftalarca konuşalım, herkes konuşur değil mi? Herkesin anlatacağı bir şeyler var. Herkesin tecrübeleri farklı. Genelde çıkarılmayan derslerle dolu anlatımları barındıran nice konuşmaları dinleyip duralım.. Kime faydası olacak. Zaman diyorum, zaman öyle kıymetli ki.. Aman sakın!

Yönünüzü hep ileriye çevirmek durumundasınız. Ama geçmişten ders çıkararak. Fener sadece önümüzü görmemizi sağlamaz. Onu hangi yöne tutarsanız o yönü aydınlatır, o yönü size aydınlık olarak gösterir. Fener edinmek için çokça düşünmek gerek. Düşünen insan olmak zorundayız. Yoksa daima yönlendirmelerle bu hayatın başrolü siz olamazsınız.

Bir takım işlere girişmeye devam…

Sevgilerimle…

© Nilgün YALÇIN

Posaları Çıkarıyoruz

Merhabalar,

Çay sektörünün ilk ve tek gazetesi Çay Dünyası Gazetesi’nin yeni sayısında Türk siyah çayının geleceği için “Posaları Çıkarıyoruz” dedim ve sizi de buna davet ediyorum. Gazete sitesinin linkini paylaşıyorum. İster linkten ister de aşağıda paylaştığım haliyle de yazının tamamını okuyabilirsiniz.

http://www.caydunyasigazetesi.com/yazarlar/nilgun-yalcin/posalari-cikariyoruz/37

 

POSALARI ÇIKARIYORUZ

Çaydanlık hakkında bir tarih araştırması yapıldığında elbette çay kültürünün doğduğu topraklar yani Çin karşımıza çıkar. 16.yy’da yapılmış ilk seramik demlik Hong Kong’da  Flagstaff House Museum of Teaware isimli müzede sergileniyor. 16.yy itibariyle yapılan demlikler bir sanat değeri taşır ve işlevselliği ile de ön plana çıkar. Dönemin demlik üreticileri gövde, kapak, kulp ve emzik olarak bir bütünlük yakalarlar. 17.yy itibariyle Çin’den Avrupa’ya ve diğer ülkelere de demliğin seyahati ile artık her ülke çaydanlığa kendi kültürünü işlemeye başlar. İlk hali ile kullanımı günümüzde yine Çin ve Japonya gibi ülkelerde görülür. Ülkemizde ise demliğe ek olarak çaydanlık ve semaver kelimesi hayatımıza girer. Alt çaydanlık ile iki parçanın bütününe çaydanlık, üst kısımdaki parçaya demlik denilir. Yani ilk haliyle düşünecek olursak demlik bizim demlik ile aynı formdadır fakat sıcak su ekleyerek çayın demini açmak için kullanılan alt çaydanlık eklenir. Burada şunu özellikle belirtmem gerekir ki çaydanlığın ülkemizde iki parça kullanılmasının sebebi elbette demleme şeklinden dolayıdır. 19.yy itibariyle çay hayatımıza girer ve bir çay kültürü oluşur. Rusya’nın semaveri ile de ülkemizin tanışması yine aynı tarihlerde olur. Semaver ile birlikte caddelerdeki işletmelerde çayhaneler açılır. Toplum hemen bu kültürü benimser.

Genel haliyle bakıldığında dünyada iki türlü demleme vardır; doğu tarzı ve batı tarzı. Doğu tarzı demlemede daha çok çayı daha kısa sürede, batı tarzı demlemede ise daha az çay daha uzun sürede demlenir. Şu an günümüz itibariyle bu iki ayrımdan ziyade ülkeler kendilerine ait bir çay kültürünü oluşturmakla birlikte kendi demleme türleri de bulunur.

Türk siyah çayı demleme usulü uygulanan haliyle şu şekildedir: Çaydanlıklar genelde çeliktir. Çaydanlığın altına su konur ve ocağın üzerine yerleştirilerek suyun kaynaması sağlanır. Bu arada su genelde musluk suyudur. Ardından kaynayan su demliğin içine konulan çayın üzerine dökülür ve demliğin ağzı kapatılır, demlik çaydanlığın üzerine konulur, çaydanlığın altına su eklenir ve çayın demlenmesi için beklenir. Bu bekleyişin herhangi bir zamanı yoktur, unutulduğunda ya da ‘aman daha olmamış’ dendiğinde 1 saat bile demlendiği olur. Derken çay içilmek üzere bardaklara dökülür, ocağın altı kısılır ve demlik ocağın üzerinde saatlerce kaynamaya devam eder…

Şimdi bu üst paragraftaki uygulama dünyada çay tüketiminde kişi başı 3,5kg ile birinci olan ülkemizin alışagelmiş günlük demleme usulüdür. Üzerinde bazı dönemler konuşulan ama icraata dayalı bir bilgilendirmenin maalesef ki vurgu yapılsa bile yetersiz kaldığı, yanlışlıkları barındıran bir demleme usulüdür. Nedir bu yanlışlıklar, sırayla bahsedeceğim. Demleme işleminden genel olarak faydaya dair bir netice almak söz konusu ise Türk siyah çayının demleme usulüne dair söyleyeceklerimi dikkate almanızı tavsiye ederim.

Öncelikle çelik demlik kullanmamanız, Türk siyah çayı için porselen demlik kullanmanız gerekmektedir. Porselen demlik siyah çayın gerçek lezzetini size sunmaktadır. Porselen demlik tercihi ardından gelelim kullanılacak suya.. Çay demlemek için musluk suyu kullanılmamalı; filtrelenmiş, taze, temiz su kullanılması gerekmektedir. İyi bir su tercihinin de ardından iki en önemli husus; 15dk demleme süresi ve posanın çıkarılması…

Türk siyah çayı için en ideal demleme süresi 15 dakikadır. Türk siyah çay yapraklarını sıcak suyun içerisinde 15 dakikadan fazla bulundurduğunuz müddetçe gerçek faydasından uzak ve acı çay olarak içeceksiniz. Türk siyah çayının gerçek tadını, lezzetini ve sağlığa olan faydasını alabilmek için demlikteki posanın 15dk sonra ya çıkartılması ya da demliğin başka demliğe boşaltılması gerekmektedir. İstediğiniz kadar ‘biz çayı demledikten sonra hemen tüketiyoruz’ diyebilirsiniz, bu söylediklerimi yaptıktan sonra aradaki farkı tadımlayarak anlayacak ve bunca zaman posa içtiğinizi çok net bir şekilde görmüş olacaksınız. Çayın insan sağlığı açısından en önemli özelliği tamamen doğal olmasıdır. Bu doğallığın faydasını ve lezzetini doğru demleyerek elde edebilirsiniz. Neden 15dkdan fazla kalmamalı?  sorusuna cevabı Sn. Yrd. Doç. Dr. Serkan Güneş bir makalesinde şu şekilde belirtiyor: “Demlenme sırasında çayda bulunan kafein (tein), organik asitler ve polifenol türevleri (katesin, flanols, gallik asit ve depsides) ve minerallerin (potasyum) bir kısmı suya geçmektedir. Demleme miktarı arttıkça suya geçen miktar artar. Bu geçişle beraber dem giderek koyulaşır ve tadı acımaya başlar. Bu tadı veren ise polifenol türevleri ve kafeindir. İki-üç dakika 180 ml kaynar suyla demlenmiş çayda 30 mg civarında kafein bulunur. Demlenme süresi uzadıkça bu miktar yaklaşık 60 mg’a çıkabilir. Türk usulü çayda fazla demleme nedeniyle kafein miktarı diğer usullere göre fazla, çay da bir o kadar acıdır.“

Alışkanlıktan ibaret bir kullanımdır aslında demlikte saatlerce çayın bekletilmesi. Günde demlik demlik hazırlanan çay için hemen bir anda yeni bir alışkanlığı kazanmak sadece tadına ve gerçek faydasına odaklanılırsa gerçekleşir.

Kaliteli bir tadım için posayı çıkardığınızda maksimum 1,5-2 saate yakın aynı lezzette bir çay içilir. Ve çayın kalitesine bağlı olarak 2.kez demlenebilir.

Demlikte saate yakın ilk demleme süresi ve servis edilen çayların ardından da yine saatlerce ocakta kaynayan çaydan bahsediyoruz. Posa içiyoruz! O posa demlikten çıkarılmadığı müddetçe acı çay etiketi çayımızda kalacak. Ki ülkenin her yerinde her mekânında herhangi bir zaman diliminde içilen çayımız… Evinde, komşunda, kafende, iş yerinde, merkezinde, köyünde, restoranında, kıraathanende, okulunda…  Çay hayatımız ile bütünleşmiş durumda ama ‘bu kullanım böyle gelmiş böyle gider’ diyenleri duyar gibiyim, onlara 15dk sonra demlikten posanın çıkarıldığı çayı ikram edelim ve gerçek lezzeti aldıklarında yine aynı yorumu yapmayacaklarından eminim. Lütfen! Türk siyah çayının geleceği için bunu yapmamız gerektiğine dair dikkatinizi çekmek istiyorum, tadına dair ağız bükenlerin acı çay bayat çay etiketlerini yok etmemiz gerekiyor.

Çaydanlığın altına su koyup, ocağa alıyor, porselen demliği boş bir şekilde çaydanlığın üzerine bırakıyoruz. Su kaynadıktan sonra porselen demliği alıp, kapağını açıyoruz. İşte burada karar verin: ya Türk siyah çayının gerçek saygınlığını kazanması ve gerçek faydasını sağlayabilmesi için bir adım atacak ve 15dk sonra posanın çıkarılabileceği bir süzgeç kullanacak veya başka demliğe boşaltacaksınız ya da bu okuduklarınızı es geçip etrafınızda günün herhangi bir saatinde herhangi bir mekânda “acı çay” diye duymaya ve konuşmaya devam edeceksiniz.

Tercih sizin…

 

 

Sevgi ve saygılarımla…

Nilgün YALÇIN

 

 

Musa Rami ve masadaki çay!

 

Musa Rami ve o sahne

Musa Rami’ye sunulan çay gibidir bazen hayat..

Arka tarafta birileri vardır ama arka boşluğu doldurmak içindir ve her an hazır tetikte bir hal ile.. Önüne masa konur.. Bir paket sigara, çakmak, kül tabağı.. Karşındaki için hazırlayıp, üzerinde getirdiklerin de masaya konur.. Ve tabi bir adet ince belli bardakta çay.. Çay tabağının kenarında 1 adet de küp şeker ile çay kaşığı..

Masa çok net aslında. Sen sadece sandalyede oturuyorsun. Arkandakiler malum, tetikte ve ayakta. Ve karşında sana bazı acı tecrübeler yaşamana sebep olacak, hayatının her anında tam karşında bir anda ortaya çıkacak bir kişi..bir kavram..bir olay..bir duygu… Ne dersen .. Nasıl yorumlamak istersen yorumla. Ama bu çok net bir masa aslında.

Musa Rami’ye ailesinin fotoğrafını gösterip, hayatta kalmasını istediğin 1 tek kişiyi seç dedikleri an verdiği cevap da çok net, uzun uzun düşünmeye gerek yok. Haluk diyor bir anda. Pat diye çıkıyor ağzından “Haluk’u seçiyorum, küçük oğlumu” Bunu söyledikten sonra fotoğrafı kenara çekip, çayı tam önüne getiriyor karşısındaki.

Birine zarar verdiğinizde bilerek ya da bilmeyerek, hani kader ağlarını ördü denir senin hiç suçun yoktur ama olan da olmuştur, yapacak bir şey yoktur gibi gibi… Bizim toplumda haticeler önemli değildir, neticelere odaklanılır. Durum böyle olunca da neticede ortada bir zarar verme durumu vardır. Şimdi hem zarar vermişsin hem de tekrar bir zarar vermek üzere gitmişsin. Yapılan iyilik ya da kötülük, her birinin bir yansıması vardır hayatımızda.. Bir şekilde karşımıza çıkar değil mi?

Musa Rami’nin karşısındaki masa da böyle değil mi.. Yani ne varsa heybenizde, aklınızda, fikrinizde, zikrinizde.. Hepsi ortaya serilir bir bir.. Ve seçenekler yani tercihler değil mi.. Tercihlerimiz olur, önceliklerimiz olur. Musa Rami’ye sorulduğu gibi sorulmaz belki belki ama hayatın bize “seç hadi” diye direttiği olur değil mi?

O masada çayın ne işi var acaba? Hani harareti alır muhabbeti kesinlikle değil. Türk çayı demlenir. Demlenmek de hayat açısından yorumlandığında ; Musa Rami seçimini yaptıktan sonra önüne çayın getirilmesi boşa değildir..

 

İyi ya da kötü.. Her ne yaptıysak.. Her şey ama her şey bir gün muhakkak karşımıza çıkıyor.. Bundan kaçış yok.

Not: Musa Rami Polis isimli film karakteridir.

 

Sevgilerimle…

© Nilgün YALÇIN

Dikkat Dikkat!

Mevlâna derki :
“Dünle beraber gitti cancağızım,
Ne kadar söz varsa düne ait.
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.”

2017 her şeye rağmen güzel bir yıl oldu. Gıda üzerine çok eğitimler aldım ve yakında gıda sektöründe bir girişimde bulunacağım inşallah. Yılın son çeyreğinde  Sosyal Medya ve Teknolojinin Doğru Kullanımı Eğitimleri verme şansım oldu. Çok da güzel oldu. 

Seminerlerden bir kare..

Bulunacağım girişim vesilesi ile çok fazla yeni kişi ile  tanıştım. Hayatımda daima yeni kavramı gündemde olmuştur zaten, yenilik olmazsa ben olamam sanırım. Her yıl olduğu gibi 2017 de yeniliklerle dolu geçti ama 2017’de asıl emek vermenin ne demek olduğunu yaşayarak çok güzel öğrendim. Gece gündüz çalıştım denir ya hani, işte tam da öyle bir emek vermek.. Elbette kötü zamanlar oldu ama “rağmen” diyebilen biri olarak güzelliklere bakmak gerektiğini biliyorum, şükrediyorum, iyisiyle kötüsüyle ne yaşadıysam ve yaşıyorsam, hepsinden bir şeyler öğreniyorum şükür..

2017 ve daha önceki yıllar.. Yarın itibariyle yeni bir sayfa sunuluyor bize. Bu sayfayı değerlendirmek bizim elimizde. İster kopyala yapıştır bir ezber yazı yazalım, ister tek bir resim çizelim, ister satır satır yazmaya doyamadığımız bir yıl olsun ister de öyle bomboş ilk hali gibi kalsın.. Bunun farkında mısın? Karşımıza çıkan fırsatları değerlendirmek için illa bir anons mu duymalısın? “Dikkat dikkat! Bu size sunulmuş bir şanstır! Eğer şuan bunu değerlendirmezseniz önümüzdeki 10 yıl içinde aynı şansı size sunmayacağız!?? ” Böyle bir anons olmadığına göre?! 2018’de de olmayacağına göre.. Yapmamız gereken şey elbette düşünmek, öncelikle kendi amacımızı bilmek lazım..

Fırsatlar zamanında değerlendirilmezse sonrasında ağlamanın da zerre faydası olmadığı gibi çok anlamsız oluyor. Tabi bunun farkına varabilmek için öncelikle kendi isteklerinin de bilincinde olmak gerekiyor. Ne istediğini bilmek gerekiyor. Bir amacının olup olmadığını kendinde sorgulaman gerekiyor. Yoksa maaşlı işim olsun, eşim olsun, evim olsun, arabam olsun, sabah 8 akşam 5 çalışayım, çocuğum olsun, okula gitsin, evlensin, akrabalara gideyim onlar gelsin, başka ne olsun diyor isen büyük sıkıntı! Hayata bunlar için gelmiş olamazsın!

Tekrarın çıkmazında olanlara maalesef tahammül edemiyorum artık. Ve sakince bitiyorum muhabbeti. Yoksa sizin de enerjinizi düşürmekle kalmayıp boşa zaman harcamış oluyorsunuz. Zaman çok kıymetli. Her an bunun bilincinde olmak gerekir.

2018; bireylerin bilinçlerinde ilerlemenin oluştuğu bir yıl olsun.. Öyle bir anda olacak şey değil elbette ama yine de ümit ediyorum…

2018 herkes için sağlıklı, huzurlu, mutlu ve her anlamda iyi kazançların olduğu bir yıl olsun..

Sevgilerimle…

© Nilgün YALÇIN

Fedakarlık Güncellemesi Alan Var Mı?!

?

Evet yanlış okumadınız; Fedakarlık güncellemesi alan var mı aranızda?

Yapılan fedakarlık ne zamandır dillendirilir hale geldi? Niye bizim haberimiz yok? Neden benim haberim yok bundan?

Her yaptığımızı dillendirmeye başlarsak söyleyeceklerimiz aylar belki yıllar sürer. Nerede kaldı mütevazilik? İlla mızmızlanıp, onu yaptım bunu yaptım mı denilmeli.. Yahu Gören Duyan Bilen var Şüphesiz! Sevdiğim yazarın dediği gibi; Vay insanlık vay…

Türk Dil Kurumu’nda fedakarlık etmek :

1) özverili davranmak

2) azlığına katlanmak, az oluşu ile yetinmek, vazgeçmek

Vikisözlük’te de fedakarlık anlamı şu şekilde yer alıyor:

1] Bir amaç uğruna ya da gerçekleştirilmesi istenen herhangi bir şey için kendi yararlarından vazgeçme

Saçmaladığımı düşünenler hemen okumaya son verebilir. Ama ben bunu yazmalıyım. Çünkü bu denli komedinin geçerli bir sebebi olmalı. Evet kendini pazarlama diye bir kavram var artık hayatımızda ki becerebilene ne mutlu.. Ama bu kavram fedakarlık adı altında bakın ben bunun için şunu yaptım demek neyin nesi.. Ah insanlık ah…

“Çok fedakardır.” diye kullanılan cümlelere ne oldu? Fedakarlık güncellemesi mi gelmiş bir yerlere? Hep kaçmışımdır mütevazi olmayanların ortamından, sohbetinden, her halinden.. Çünkü bana göre bir hal değildir.

Bize hep yaptığın iyiliği unut, diye öğüt verilmiştir ki öyle de görmüşüzdür. Ama siz böyle bir halde iken etrafınızdan gördükleriniz bazen yazık, dedirtebiliyor. 

“Fedakar” isimli Hüseyin Eleman’ın yönetmenliğindeki filmde de aynen şu cümle geçiyor: “feda edip kar ediyorsan fedakarsın, ama yok feda edip kar etmiyorsan enayisin.”… Buyrun buradan yakın.. Bu arada filmi kesinlikle tavsiye ediyorum, mutlaka izleyin. SSPE hastalığına dikkat çeken, özellikle ülkemizde Güneydoğuda ve dünyada da Orta Doğu ülkelerinde en çok görülen bu hastalığın sessiz çığlığını anlamlı bir şekilde filme aktarmış. 

Şimdi meseleye şuradan bakmak lazım; fedakarlık iki taraf arasında ya da başta fedakar olan kişi özelinde olmamalı mı? Yani fedakar kişi zaten bir takım şeylerden feda ediyor.. Mesele yapılan feda etme halinin neticesini dillendirmemekte. Size göre de öyle değil mi? Bir bana mı itici geliyor bu durum?

Son zamanlarda gördüklerim kadarıyla fedakarlık bir gösteriş edasıyla harmanlanmış ve fedakar olmalısın diyenler de enayilik sınırlarını geçiren bir kavram ile bizleri baş başa bırakıyorlar.

Ve güzel memleketimin güzel insanları.. Ben de sizi bu aldığınız güncelleme ile baş başa bırakıyor, eski sürümden çok çok memnun olan biri olarak bahtiyar olmanızı diliyorum.

 

Daima söylüyorum; tek yapmamız gereken şey: Düşünmek!…

 

Sevgilerimle…

© Nilgün YALÇIN