Film

Kız Kardeşimin Hikayesi “My Sister’s Keeper”

Kizkardesimin_kikayesi_poster

Kız Kardeşimin Hikayesi “My Sister’s Keeper”

 

New York doğumlu Yazar Jodi Picoult ‘un 2004 yılında yayınlanan My Sister’s Keeper adlı aynı romanından, 2009 yılında Nick Cassavetes yönetmenliğinde sinemaya uyarlanan Kız Kardeşimin Hikayesi filmi; eğer hayatınızda kansere dair yaşanmışlıklar da varsa dramı iliklerinize kadar hissettiren bir film..

Filmin IMDb Puanı : 7,4

Anna… Ablası Kate için genetik müdahalelerle dünyaya getirilen bir kardeş..

Kate… Lösemi (kan kanseri) hastası bir kardeş…

Sara… Her şeye rağmen bir anne..!

Brian… Çaresiz bir baba…

Filmi kısaca şu şekilde anlatabilirim:

Kate için artık böbrek nakli yapılması gerekecek kadar zor bir sürece girmektedirler filmde.. Uygun böbrek nakli gerçekleştirilecek kişi tabi ki: Anna ! Fakat Anna bunu yapmak istememektedir. Doğuşuyla birlikte Anna’ dan sürekli tıbbi olarak bir takım alımlar yapılmaktadır. Anna bu böbrek naklinin olmaması için ünlü avukat Campbell Alexander ‘a gider. Beden hakkını istemektedir Anna. Sonrasında hukuki süreç..

Bu sırada Kate hastaneye yatırılır. Durumu giderek kötüleşir..

Kate kanser savaşını kaybeder.. Anna davayı sonrasında kazanır..

Kate’in son sözü: ” Her şey düzelicek, söz veriyorum!” Bu sözün verdiği duygu yoğunluğunu tarif edemem..

Filmi ilk olarak uzun zaman önce izlemiştim. Ama tekrar ne zaman izlesem, hıçkırıklara boğuluyorum sonunda…!

KIZ KARDSM FILMI

Öğrencilerle birlikte filmi izlediğimiz gün..

En son, Kasım‘ın ilk haftası Lösemili Çocuklar Haftasında kız öğrencilerden oluşan grubuma izlettim. Amacım onlara hayatta böyle bir gerçeğin olduğuna dair filmi izledikten sonra konuşmaktı..

Ama filmin son sahnelerine doğru ben yine hıçkırıklara boğuldum.. Filmi bitirdik ve kızların hepsi bana doğru dönüp, beni dinlemeye başladılar ama beni o halde ilk kez gördükleri için çok da şaşkındılar..

Ben babamın hastalığıyla ilgili yaşadıklarımızdan dolayı filmden çok etkilendiğimi anlattıkça daha da ağladım ve onlar da ağladı.. Bilmiyorlardı çünkü..

Ben bu filmin birçok sahnesindeki konuşmaları, annesinin tüm çaresizliğe rağmen vazgeçmemek uğruna verdiği savaşı, babasının yine çaresizlik içinde yapabildiklerini zorlamasını çok çok iyi anlıyorum..

Nerede , nasıl ve kim olursa olsun.. Allah kimseyi kanser ile imtihan etmesin…

Filmi elbette tavsiye ediyorum..

 

© Nilgün YALÇIN

Reklamlar
Categories: Eğitim-Öğretim, Film, Onkoloji | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 4 Yorum

Çizgili Pijamalı Çocuk “The Boy in the Striped Pyjamas”

CPC

The Boy in the Striped Pyjamas

“ Çocukluk, mantığın karanlık saati gelmeden önce sesler, kokular ve görüntülerle ölçülür ”

John Betjeman

 

İrlandalı Yazar John Boyne‘nun “The Boy in the Striped Pyjamas” orijinal adı ile çıkardığı kitabından Mark Herman‘ın 2008 yılında sinemaya uyarladığı etkileyici bir film.

Filmi  tavsiye üzerine izledim. 1 hafta kendine gelemeyeceksin, demişti.

Filmi izlediğimde sonunu daha önceki İkinci Dünya Savaşı konulu filmlerden az çok tahmin etmiştim ama o son yakılma sahnesinin bu kadar etkileyeceğini asla tahmin edemezdim.

Filmin IMDb Puanı : 7,8

Filme 8 yaşındaki Bruno ve yine 8 yaşındaki Shmuel ‘un diyalogları damgasını vuruyor ( Kitapta 9 yaşında oldukları yazıyor ama filmde 8 yaşında).

Her şeyden habersiz olan Bruno, Alman bir askerin oğlu. 

Korku ile biraz dikkatli olan Shmuel ise bir Yahudi.

İkinci Dünya Savaşı sırasında Bruno’nun babasının görev yeri  Nazi Almanyası tarafından Austcwitz toplama kampına çok yakın bir yere alınmasıyla hikaye başlar.

Bruno yeni evlerinde gizlice keşfe çıktığında karşısına tel örgüler çıkar. Ve Shmuel tabi..

Bruno çok şaşkındır ve çok da merak içindedir. Bu tel örgüleri anlamaya çalışır..

Shmuel ile tanışırlar ve onun bir Yahudi olduğunu öğrendiği an çok şaşırır, ne yapacağını bilemez. Çünkü ona Yahudilerin düşman ve kötü oldukları daha 1 gün önce yeni öğretmeni tarafından öğretilmiştir.

Bruno hala tel örgülerin ardında olup bitenlerden habersiz, en masum haliyle Yahudiler için öğretmenin söylediklerini kabullenmemektedir.

Bruno : Ama iyi yahudi diye de bir şey vardır değil mi?

Bay Liszt : Bana kalırsa Bruno eğer iyi bir Yahudi bulursan dünyanın en iyi kaşifi olurdun.

Bruno’nun Shmuel’a sorduğu en acı ama masum sorusu şuydu sanırım:

Bruno :  Seninle arkadaş olmamamız gerekiyor, bizim düşman olmamız gerekiyor. Bunu biliyor musun?

theboyinthestripedpyjam1

Yatakhaneden çıkarılmaya başladıkları an…

Filmin sonunda yatakhaneden çıkarıldıkları an ; hayır!gitmeyin!hayır! demekten kendinizi alıkoyamayacaksınız.. Ve gözyaşı çok doğal!

Masumiyetin sorgulandığı bir film..

Asker baba, vatan için her şeyi yaptığını söyleyerek kendini masumlaştırıyordu ama ya evladı.. evlatlar..Ya onların masumiyeti?

Bu tel örgülerin gerçekten şuan günümüzde de yaşattığı acılar ortada..

Filmi dediğim gibi tavsiye üzerine izlemiştim, ben de tavsiye ederim…

 

© Nilgün YALÇIN

Categories: Film | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

WordPress.com'da Blog Oluşturun.