Kaktüs

“KAKTÜS”

Sonunu istemiyorum sessizliğin
Yokluğu istemiyorum bu akşamüstü çınlamasında
Yüzümü dizlerime dayıyorum, bitiştiriyorum
Kollarımı da
Bir kaktüs olmalıyım ben, dışıma yağan bir sağnak
Olmalıyım
Uçsuz bucaksız dünyada
Güneşin doğuşunu bekleyen.

Ufukta ansızın bir ışık çizgisi
Avuçlarımdayım belki.

Edip CANSEVER

 

Reklamlar

Yağmur yağıyor mevsim kış..

Ve yine…

Yağmur yağıyor Ocak ayındayız,

İki gün öncesine kadar 

Metreye ulaşmıştı kar..

Yağmur yağıyor doğru olan nedir? 

Yağmur yağıyor duymuyorum ki..

Yağmur yağıyor anlamıyorum ki.. 

Yağmur yağıyor görmüyorum ki..

Yağmur yağıyor işime gelmiyor bunlar. 

Yağmur yağıyor pencereye tıklıyor biri sanki..

Yağmur yağıyor bir araç geçiyor..

Yağmur yağıyor saat gecenin biri,

Yağmur yağıyor saat biri bir geçiyor.. 

Yağmur yağıyor sessizlik hakim.. 

Yağmur yağıyor herkes uyuyor, 

Yağmur yağıyor uyuyamıyorum.. 

Yağmur yağıyor bir siren sesi.. 

Yağmur yağıyor pencereyi açtım,

Bu hava ferahlattı içimi,

Yağmur yağıyor pencereyi kapattım.. 

Balkona çıktım, 

Yağmur tanelerine doğru, 

Yüzümü uzattım.. 

Yağmura karıştı gözyaşlarım..

Yağmur yağıyor.. 

İstanbul ağlıyor derdi Gülay..

Şimdi ağlayan kim..

Yağmur yağıyor gülüyorum.. 

Buna da şükrediyorum.. 

Yağmur yağıyor gök gürlemiyor.. 

Sakin sakin çiseliyor.. 

Yağmur yağıyor mevsim kış..

Yağıyor yağmur.. 

Ve yine yağmur yağıyor..

 
© Nilgün YALÇIN


Bir Ayrılış Hikayesi

Yüzde hudutsuz kere yüz….

Erkek kadına dedi ki:
– Seni seviyorum,
ama nasıl?
avuçlarımda camdan bir parça gibi kalbimi sıkıp
parmaklarımı kanatarak
kırasıya,
çıldırasıya…
Erkek kadına dedi ki:
– Seni seviyorum,
ama nasıl?
kilometrelerce derin, kilometrelerce dümdüz,
yüzde yüz, yüzde bin beşyüz
yüzde hudutsuz kere yüz…
Kadın erkeğe dedi ki:
– Baktım
dudağımla, yüreğimle, kafamla;
severek, korkarak, eğilerek,
dudağına, yüreğine, kafana.
Şimdi ne söylüyorsam
karanlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana…
Ve artık
biliyorum:
Toprağın
Yüzü güneşli bir ana gibi
En son, en güzel çocuğunu emzirdiğini…

Fakat neyleyim
saçlarım dolanmış
ölmekte olanın parmaklarına
başımı kurtarmam kâbil
değil!
Sen
yürümelisin,
yeni doğan çocuğun
gözlerine bakarak…

Sen
yürümelisin,
beni bırakarak…

Kadın sustu.

SARILDILAR

Bir kitap düştü yere…
Kapandı bir pencere…

AYRILDILAR…

 

NAZIM HİKMET RAN

 

 

Bu kadar işte..

 

Bu kadar doğru,  

Bu kadar yanlış. 

Bu kadar anlamlı, 

Bu kadar anlamsız.

Bu kadar tepkili, 

Bu kadar tepkisiz. 

Hepsi bu kadar..

Bu kadar yüzüme bakıyor, 

Bu kadar asla bakmıyor. 

Bu kadar konuşkan, 

Bu kadar konuşmayan. 

Bu kadar yakın, 

Bu kadar uzak. 

Bu kadar ilk, 

Bu kadar son. 

Bu kadar az, 

Bu kadar çok. 

Bu kadar deli, 

Bu kadar akıllı. 

Bu kadar akşam, 

Bu kadar sabah. 

Bu kadar var, 

Bu kadar yok. 

Bu kadar kolay, 

Bu kadar zor. 

Bu kadar önce,  

Bu kadar sonra. 

Bu kadar acemi,  

Bu kadar usta. 

Bu kadar geç, 

Bu kadar erken. 

Bu kadar hayır, 

Bu kadar evet. 

Bu kadar korkak,  

Bu kadar cesur.

Bu kadar kahkaha atıyor,

Bu kadar ağlıyor. 

Bu kadar duyarlı, 

Bu kadar umursamaz.  

Bu kadar seviyor, 

Bu kadar sevmiyor. 

Bu kadar uyuyor, 

Bu kadar uyumuyor, 

Bu kadar uyuyamıyor.  

Bu kadar işte.. 

Hepsi bu kadar..

 

 

© Nilgün YALÇIN

Sınırını Bil !

 

İnsan olarak soruyorum; 

Duymuyorum. 

sinirinibil

Sınır dediğin ülkeler arası değil!

Görmüyorum. 

Anlamıyorum.. 

Sen anlat; 

Yorumla kendini, 

Kelimeleri yeterli bulursan elbet… 

Acziyeti yaşayınca, 

Düğümlensin boğazında! 

Kal öylece! 

Nedir bu ifadeler? 

Nedir söylediğini sandığın? 

Nedir duymadığın? 

Nedir görmediğin? 

Nedir anlamadığın? 

Ne hakla beni yorumluyorsun! 

Ne hakla! 

İnsan olduğunu unutma! 

Sınır dediğin ülkeler arası değil! 

İnsan varsa karşında, sınırını bil! 

 

© Nilgün YALÇIN

Serçe ısrarla ötüyor!

 

WP_20160515_001

Serçe ısrarla ötüyor !

Yemyeşil yine ağaç ve ılık bir rüzgar
Konuştuğunu zannediyor ama yaptığı sadece tekrar
Umarım bir gün kendi aynasına bakıp anlar
Yoksa duyulmayacak gibi değil kuşlar
Beni bu yalnız başıma Yaradan’dan başka kim duyar…
Şu kalabalığın arasında
Karşımdakini susturup
Sadece kuşların ötüşünü duymak istiyorum
Serçe ısrarla ötüyor
Israrla..
Israrla bana sesini duyurmaya çalışıyor
Tebessümle karşılıyorum bu fark edişi..
Konuşmayın artık
Serçeyi duymalıyım
Derin derin nefes alıp
O hoş frekansta
Onunla kesişmeli
Onunla buluşmalıyım.
Bu ruhu onunla paylaşmalıyım.

© Nilgün YALÇIN

Benim ben.. Martı..!

marti

Bak hala bakıyor bana..

 

Benim ben.. Martı..!

Bir kuşum elbette, hem de deniz kuşu..

Ne kadar havalı değil mi..

Uçuyorum ben yahu..

Laf açılmışken şunu söylemeden edemicem;

Siz de hani uçağa bindiğinizde uçuyorum diyorsunuz ya,

Ahahaaa.. Çok komik oluyorsunuz.

Siz uçmuyorsunuz ki..

Siz uçamazsınız!

Kanadı olan benim!

Neyse bana bakmaya son vermeyeceksin anlaşılan.

Şaşırdın mı beni burada görünce?

Niye, ben de yalnız başıma manzaraya bakamaz mıyım?

Ne komiksin sen yahu… 

Bak hala bakıyor bana.. 

Tamam fotoğrafı çek ve git artık 

Beni meşgul etme daha 

Benim de yalnız kalmaya ihtiyacım var 

Yine karşılaşırız elbet..

Selamlar…

 

© Nilgün YALÇIN