Posts Tagged With: düşünmek

Fedakarlık Güncellemesi Alan Var Mı?!

?

Evet yanlış okumadınız; Fedakarlık güncellemesi alan var mı aranızda?

Yapılan fedakarlık ne zamandır dillendirilir hale geldi? Niye bizim haberimiz yok? Neden benim haberim yok bundan?

Her yaptığımızı dillendirmeye başlarsak söyleyeceklerimiz aylar belki yıllar sürer. Nerede kaldı mütevazilik? İlla mızmızlanıp, onu yaptım bunu yaptım mı denilmeli.. Yahu Gören Duyan Bilen var Şüphesiz! Sevdiğim yazarın dediği gibi; Vay insanlık vay…

Türk Dil Kurumu’nda fedakarlık etmek :

1) özverili davranmak

2) azlığına katlanmak, az oluşu ile yetinmek, vazgeçmek

Vikisözlük’te de fedakarlık anlamı şu şekilde yer alıyor:

1] Bir amaç uğruna ya da gerçekleştirilmesi istenen herhangi bir şey için kendi yararlarından vazgeçme

Saçmaladığımı düşünenler hemen okumaya son verebilir. Ama ben bunu yazmalıyım. Çünkü bu denli komedinin geçerli bir sebebi olmalı. Evet kendini pazarlama diye bir kavram var artık hayatımızda ki becerebilene ne mutlu.. Ama bu kavram fedakarlık adı altında bakın ben bunun için şunu yaptım demek neyin nesi.. Ah insanlık ah…

“Çok fedakardır.” diye kullanılan cümlelere ne oldu? Fedakarlık güncellemesi mi gelmiş bir yerlere? Hep kaçmışımdır mütevazi olmayanların ortamından, sohbetinden, her halinden.. Çünkü bana göre bir hal değildir.

Bize hep yaptığın iyiliği unut, diye öğüt verilmiştir ki öyle de görmüşüzdür. Ama siz böyle bir halde iken etrafınızdan gördükleriniz bazen yazık, dedirtebiliyor. 

“Fedakar” isimli Hüseyin Eleman’ın yönetmenliğindeki filmde de aynen şu cümle geçiyor: “feda edip kar ediyorsan fedakarsın, ama yok feda edip kar etmiyorsan enayisin.”… Buyrun buradan yakın.. Bu arada filmi kesinlikle tavsiye ediyorum, mutlaka izleyin. SSPE hastalığına dikkat çeken, özellikle ülkemizde Güneydoğuda ve dünyada da Orta Doğu ülkelerinde en çok görülen bu hastalığın sessiz çığlığını anlamlı bir şekilde filme aktarmış. 

Şimdi meseleye şuradan bakmak lazım; fedakarlık iki taraf arasında ya da başta fedakar olan kişi özelinde olmamalı mı? Yani fedakar kişi zaten bir takım şeylerden feda ediyor.. Mesele yapılan feda etme halinin neticesini dillendirmemekte. Size göre de öyle değil mi? Bir bana mı itici geliyor bu durum?

Son zamanlarda gördüklerim kadarıyla fedakarlık bir gösteriş edasıyla harmanlanmış ve fedakar olmalısın diyenler de enayilik sınırlarını geçiren bir kavram ile bizleri baş başa bırakıyorlar.

Ve güzel memleketimin güzel insanları.. Ben de sizi bu aldığınız güncelleme ile baş başa bırakıyor, eski sürümden çok çok memnun olan biri olarak bahtiyar olmanızı diliyorum.

 

Daima söylüyorum; tek yapmamız gereken şey: Düşünmek!…

 

Sevgilerimle…

© Nilgün YALÇIN

Reklamlar
Categories: Genel | Etiketler: , , , , , , | Yorum bırakın

Merakı Yönlendirmek?!

 

Bill Gates en son yayınlanan bir röportajında :

“Karamsar insanları boş verin. İnsanlar sadece şu anda neler olduğuyla ilgileniyor, fakat yeni buluşların ve teknolojik gelişmelerin gelecekte neleri değiştirebileceğini düşünmüyorlar.” diyor.

Merakını şuanda neler olduğu yönünde kullananların çoğunluğu oluşturmasında elbette sebep sadece bireysel değil. Kapitalizm burada devreye giriyor muhakkak. Fakat düşünen insan için bu tamamen bir bahane. Yani düşünmeliyiz. Düşünürsek eğer merakımızı da yönlendirmesini öğreniriz. Tabi öyle hemen olacak bir şey değil. Günümüz sorunlarından biri hep karşımızdakilerin hayatlarını merak edip,onları anlamaya çalışmak! Halbuki ilk anlamamız gereken kişi kendimiz olmalıyız! Kendimizi anlar isek merakımızı yönlendirmeyi de bu sayede yapabiliriz. Yoksa Sn. Gates’in sözlerinde belirttiği gibi geleceği, insanlığı ve toplumu düşünmeyen bir toplulukta yaşamak zorunda kalacağız!

Alman Filozof Georg Wilhelm Friedrich Hegel :

“Zekasını beğendiğin birinin görüntüsünü merak etme. Zekasını kullanmayan birinin ise görüntüsünden etkilenme.”diyor.

Şimdi hayatımızdaki ön yargılar için bu söze dikkat çekmek istiyorum. Genel itibariyle görüntüden etkilenilir. Etkilenmekle kalınmaz zekası tamamen es geçilir. Zaten zeka genelde kimin umurunda dersem genellemeler için abartmış olmam çünkü genel itibariyle ünvan delisi bir toplum olduk çıktık. Plaza dili ile title delisiyiz.

Bu konu son günlerde çok dikkatimi çekti. Dahil olduğum birçok farklı ortamda bunu görüyorum. Zeka neden merak konumuz değil? Merak nedir?

 Türk Dil Kurumunda şu şekilde yer alıyor: 1-Bir şeyi anlamak veya öğrenmek için duyulan istek. 2- Bir şeyi edinme, yapma, bir şeyle uğraşma isteği. 3-Düşkünlük, heves. 4-Kaygı, tasa.  

Aslında asıl mesele bu bence. Merakın ne olduğunu bilmeyip, nasıl kullanılacağı hakkında zerre düşünce sahibi olmayıp, bunun üzerine asla düşünmeyenler çoğunlukta ve maalesef giderek artıyor bu. Neden mi artıyor? Çünkü artık öğrenmenin faydası değil de onun da görünürlüğü önemli toplumumuzda. Nasıl yani diyeceksinizdir açıklayayım: Günübirlik yaşanıyor. Öğrenmek ki bunu okul hayatımız, sosyal hayatımız ve iş hayatımız için de söylüyorum,  bir fayda sağlamayacaksa görüntüden ibarettir. Faydasına dair bir düşünceye sahip olunmadıkça da görüntüden ibaret olarak kalır. Yani bir çıktı olarak sadece bir diploma, bir ünvan.. Fayda sağlandığı müddetçe diploma ve ünvan ötesi olur yaşam da kişi de.. Ama bunun bilincinde olmak gerek yapabilmek için. Yani bir mezuniyet sonrası başlanılan hangi meslek olursa olsun o mesleğin insana,topluma ve insanlığa faydası yönünde bir yaşam sürmek hem başta kişinin kendisine hem karşısındaki mesleği gereği muhatap olduğu kişi ya da kurumlara hem topluma hem de en önemlisi insanlığa geleceğe dair bir ışık olur. Ve bizim toplum olarak bu ışıklara ihtiyacımız var.

Merakımızı yönlendirmeyi biraz düşünelim. Her bilgiyi edinmeye çalışmayalım. Çok uzun yıllar önce okuduğum Sherlock Holmes efsane kitaplarından                    Kızıl Soruşturma isimli kitapta beyni nasıl kullanmamız gerektiğine işaret ediyordu. Kendi evimiz gibi görmeliyiz beyni diyordu. Yani alışverişe çıktığımızda her önümüze geleni alıp eve getirdiğimizi düşünün.. Alıp alıp eve alelade yerleştirdiğimizi.. Hatta bazen yerleştirmeden çıkıp gittiğimizi.. Bir müddet sonra evde adım atacak yer kalmaz.. Ve İhtiyacımız olanı bulamayız karmaşıklıktan.. Yani merak konusunda yorumlarsak; biz merakımızı yönlendirmediğimiz müddetçe yani bir bilinç oluşturmadığımız müddetçe her önümüze gelen bilgiyi alır, günübirlik yaşar gideriz..

Tek yapmamız gereken; düşünmek!

 

Sevgilerimle…

© Nilgün YALÇIN

Categories: Genel | Etiketler: , , , , , , , , | 2 Yorum

Hayattan Ne Öğrendim? Hz.Mevlânâ

 

Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum.
Işığı gördüm, korktum.
Ağladım.

Zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim.
Karanlığı gördüm, korktum.

Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi…
Ağladım.

Yaşamayı öğrendim.
Doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu;
Aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar olduğunu öğrendim.

Zamanı öğrendim.
Yarıştım onunla…
Zamanla yarışılmayacağını, zamanla barışılacağını, zamanla öğrendim…

İnsanı öğrendim.
Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu…
Sonra da her insanin içinde iyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim.

Sevmeyi öğrendim.
Sonra güvenmeyi…
Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu,
Sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu öğrendim.

İnsan tenini öğrendim.
Sonra tenin altında bir ruh bulunduğunu…
Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim.

Evreni öğrendim.
Sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim.
Sonunda evreni aydınlatabilmek için önce çevreni aydınlatabilmek gerektiğini öğrendim.

Ekmeği öğrendim.
Sonra barış için ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini.. .
Sonra da ekmeği hakça üleşmenin,
Bolca üretmek kadar önemli olduğunu öğrendim.

Okumayı öğrendim.
Kendime yazıyı öğrettim sonra…
Ve bir sure sonra yazı, kendimi öğretti bana…

Gitmeyi öğrendim.
Sonra dayanamayıp dönmeyi…
Daha da sonra kendime rağmen gitmeyi…

Dünyaya tek başına meydan okumayı öğrendim genç yasta…
Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım.
Sonra da asil yürüyüşün kalabalıklara karsı olması gerektiğine aydım.

Düşünmeyi öğrendim.
Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim.
Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek olduğunu öğrendim.

Namusun önemini öğrendim evde…
Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk olduğunu;
Gerçek namusun, günah elinin altındayken, günaha el sürmemek olduğunu öğrendim.

Gerçeği öğrendim bir gün…
Ve gerçeğin acı olduğunu…
Sonra dozunda acının,
Yemeğe olduğu kadar hayata da lezzet kattığını öğrendim.

Her canlının ölümü tadacağını,
ama sadece bazılarının hayati tadacağını öğrendim.

Dostlarım,
Ben dostlarımı ne kalbimle ne de aklımla severim.
Olur ya…
Kalp durur…
Akil unutur…
Ben dostlarımı ruhumla severim.
O ne durur, ne de unutur…

 

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

 

 

Categories: Genel, Şiir | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , | 1 Yorum

Malzaimer !

Malzaimer

Malzaimer !

Evet yanlış okumadınız :  Malzaimer ! Yani; Mallığın başlangıcı…

Eğer 4 Aralık 2015 Cuma günü vizyona giren Düğün Dernek 2  filmini izlediyseniz bu kelimeyi hatırlarsınız. (Henüz izlemediyseniz tavsiye ederim filmi. Bel altı küfür yok, sakince izlenip, gülünebilir türden.)

Bu kelimeyi filmde duyduğumda direkt telefonuma not olarak aldım: Malzaimer…

Nasılda sevindim bu kelimeyi duyunca anlatamam… Çünkü tam da bu sıralar mal ifadesini çok düşünür olmuştum..

Niye? diyenleriniz için hemen yazayım..

İnsanımız düşünmekten aciz artık. Kendilerine ait düşünce yokmuş gibi. Ne söylenirse “evet doğru”. Sorgulama yok! Aman beni rahatımdan etmeyin diye de her şeye evet, durumu da var.

Her şeye verebilecekleri cevap var ama bilip bilmeden, anlamadan, karşısındakinin hayatına saygısı olmadan, manasızca verilen cevaplar.. Tabii ki de herkes anlamsız cevaplar vermiyor, burada cevaptan kastım davranışları da kapsıyor.

İnsanların davranışlarını konu ne olursa olsun özellikle gözlemliyorum artık. Ve netice düşüncesizliğin kapısına çıkıyor. 

Kopyala yapıştır artık günlük hayatımda çocuklardan yetişkinlere kadar dikkat ettiğim önemli bir durum.

Özgün bir şeyler bulmak sanırım giderek zorlaşıyor. 

Birçok durum karşısında basitliğe alışıldığını görüyorum. 

Bunları kesinlikle öyle bir iki durum yaşayıp da yazmıyorum.

Konuyu şuan detaylandırmayacağım. Ama ara ara gözlemleri de paylaşıyor olacağım…

 

© Nilgün YALÇIN

Categories: Genel | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Kalıplar

Dünya kime güzel?

Bunca kargaşa içinde koşup duran, düşe kalka yine doğrulmaya çalışan her birey ; durup bir düşünmeye başladığında sonuna kadar var etmeye çalıştığınız Kalıplar arasında ne yapabilir acaba..

Niye bu kalıplar?

sprmn

Kalıplar !

Amaç ne?

Yol akıp gidiyor.. Düşünmeden gidenler mi buna sebep oldu? Yoksa ahkam kesmede üstün toplumun güzel bir duruşu mu bu?

Bu kadar kalıp arasında sıkıştırılmak ?

Samimiyet nerede?

Ön yargıyı yok etmenin zerre kenarından geçmeyen bir toplum..!

Bunca kalıptan ben nefret eder oldum artık!

Çok düşüncesizsiniz!

Hem de çok!

Özünde ne hissedildiği hiç umurunuzda değil!

Yaşayın göçüp gidin..

 

© Nilgün YALÇIN

Categories: Genel | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

WordPress.com'da Blog Oluşturun.