Posts Tagged With: Hayat

Bir takım işlere girişirken oksijendir moral!

Uzun zamandır attığım başlıktaki gibi bir takım işlere girişmek üzere çalışmalar içindeydim. Bir önceki yazımda da belirttiğim gibi yeni girişimim itibariyle benim için konu artık ÇAY ! Yeni bir çay markası çıkarıyorum.

Bir işe girişmek yıllardır hep dile getirdiğim bir durumdu. Ama sözden öteye geçmesi için her şeyin olduğu gibi onun da bir vakti vardı elbet. Gerçekten zor bir işe girişmek. Hele ki etrafınız masa başı çalışanları ile doluysa manevi açıdan büyük sıkıntı.. Tecrübe ettim! Hem de ne tecrübe..

Bir takım işlere girişirken başta etrafın sözleri çok ağır gelir. Beklemediğiniz davranışları görmeniz mümkün. Hem de ne davranışlar. Şaşıp kalmamak elde değil. Ama süreç ilerledikçe onları geride bırakıyorsunuz. Hem kişileri hem düşünceleri hem üzüntüleri.. Yapacak bir şey yok. Siz ilerlemek zorundasınız!

Size eşlik etmek isteyenler buyursun.. Gerisi kendi düşünsün. Zaman geçiyor. Başlangıçta kafaya takılanlar sonrasında öldürmeyen acı güçlendirir durumunu yaşatıyor. Gerçekten bunu yaşatıyor.

Şunu asla unutmayın; sizi anlamayan insanlarla zaman harcamak zorunda değilsiniz! Anlamadıkları gibi sizin üzerinizde olumsuz bir etki bırakmaları cabası oluyor. Bir kez bunu yaşadığınızda ikincisini denemeyin, yapmayın. Kendinizi yıpratmak oluyor bu sadece. Yoksa karşınızdaki zaten anlamıyor, belki kapasite bu, belki anlamak istemiyor, belki de başka sebepleri vardır, anlatmadığı için bilemezsiniz. Size değer vermeyen, sizin en değerli varlığınız zamanınızı boşa harcayanlara taviz vermeyin! Bu kişi şu ya da bu. Reel olmak zorundayız.

Şuan birçok platformda Girişimci olun diye söyleyenler iyi yapıyor elbette, hatta ben de kesinlikle destekliyorum bu düşünceyi. İnsanların çemberin dışını ancak girişerek, kendi konfor alanını terk ederek öğreneceği muhakkak, fakat bu tabiri caizse verilen girişimci olma gazının yanında tüm gerçekliği ile ne gibi zorluklarla da karşılaşılacağı da mutlaka anlatılmalı. Yoksa davulun sesi uzaktan ne hoş diyerek halay başına geçenlerin sonu hüsran.. Tecrübe büyük nimet, bunun bilincinde olmak daha da büyük nimet.

Şu en çok konuşulan Kosgeb hibeleri ile ilgili de ciddi bilgisizlik söz konusu. Ben birebir süreçlerini yaşadım. Hem de sıfır tanıdık ile. Tecrübelerimi ara ara paylaşmaya çalışacağım.

Zaman o kadar kıymetli ki ilk başta yolda geçirdiğiniz zamanın farkına vardığınızda yaşadığınız üzüntünün tarifi imkansız. Tabi o geçen süreyi olabildiğince verimli geçirmeye çalışmak için başladığınızda bu kez beden ve zihin yorgunluğu eklenmiş oluyor. Ama olsun, kendi işiniz ve büyük heyecan duyuyorsunuz..

Sonra zaman yetmiyor, günün 24 saat olması yetersiz. Biraz daha saat ekleyebilsem dediğim günler oldu. Gün bitiyor, hafta kovalıyor, ay selamlıyor. Zaman ne deli bir kavram. Şirket açılışının ardından ofise geçtikten sonra şunu yaşadığım da oldu; sabah erkenden ofisteydim, saat 11.00’de basım işleri için ilgili kişiye mesaj gönderirken “Günaydın…. bla bla…. ” mesaja cevap geldikten sonra kendi mesajımı okuyunca saat 11’de günaydın diye yazdığımı ve saatin henüz benim için sabah olduğunu anladım. Kısacası vakit çok güzel geçiyordu ama yetersiz.. Doyumsuz.. Çalıştıkça, yapılacakları adım adım gerçekleştirdikçe benden mutlusu yok..

Maddi konular ayrı bir başlık, bu yazıda moral hakkında biraz yazmak istiyorum. Çünkü girişimin oksijeni moral! Motivasyon!

Kendi motivasyon kaynağınızı mutlaka bulun! Kişisel gelişimi tamamlamak burada önemli tabi. Etrafınızdan önce kendinizi tanımalısınız. Bunun için kendinize emek vermeniz, kendinize zaman ayırmanız gerekmektedir. Tüm bunlar için de durmak, düşünceleri sakince sıralamak gerekir.

Kendi motivasyon kaynağınızı bilmiyorsanız denemeler zamanınızı alır ve yanlış şeylere takılıp kalabilme olasılığınız da yüksek olur. Kişi kendini bilmeli diye bir ifade söz konusu evet. Ama her anlamda kendinizi bilmelisiniz.

Boşa geçecek zaman hayatınızda yaptığınız hatalar arasında en başta olmalı, bunun bilincinde olmalısınız. Neden boşa zaman harcayasınız? Öyle bir lüksünüz nefes aldığınız müddetçe yok maalesef. Olamaz da. Eğer varsa siz zaten düşünceden yoksunsunuz demektir. Düşünün! Düşünün! Daima düşünün! Ama durup düşünmek de buna dahil. Koşturmacalar olabilir, durup düşünün! Buna çok ihtiyacınız var. Sorgulamak o kadar güzel ve güçlü ki! Bu gücün farkına varın!

Korkmayın! Kendi akıl süzgecinizden geçirdikten sonra adım atmaktan korkmayın! Herkes bir şeyler söyleyecek, söylüyorlar, bakın ben de söylüyorum 🙂 Her tecrübe kıymetli, dinlemek daima önemli ama son karar kendinizin olmalı. Bunun bilincinde olmak lazım! Yoksa dinleyip dinleyip uygularsanız, siz hayatınızın neresindesiniz?

Başrolde siz varsınız! İsteklerinize göre (ama kesinlikle boş, kuru istekler değil) hayatınız şekilleniyor. Siz isteğinizin gücü ile adımlar attıkça isteğiniz gerçekleşiyor. İstemek sadece dilde olursa boş konuşmadır, kimse kusura bakmasın. İsteyen isteği için emek vermediği müddetçe boş lafın ötesine geçmez. Oturup konuşalım günlerce haftalarca konuşalım, herkes konuşur değil mi? Herkesin anlatacağı bir şeyler var. Herkesin tecrübeleri farklı. Genelde çıkarılmayan derslerle dolu anlatımları barındıran nice konuşmaları dinleyip duralım.. Kime faydası olacak. Zaman diyorum, zaman öyle kıymetli ki.. Aman sakın!

Yönünüzü hep ileriye çevirmek durumundasınız. Ama geçmişten ders çıkararak. Fener sadece önümüzü görmemizi sağlamaz. Onu hangi yöne tutarsanız o yönü aydınlatır, o yönü size aydınlık olarak gösterir. Fener edinmek için çokça düşünmek gerek. Düşünen insan olmak zorundayız. Yoksa daima yönlendirmelerle bu hayatın başrolü siz olamazsınız.

Bir takım işlere girişmeye devam…

Sevgilerimle…

© Nilgün YALÇIN

Reklamlar
Categories: Genel, Girişimci | Etiketler: , , , , , , , , | 4 Yorum

Musa Rami ve masadaki çay!

 

Musa Rami ve o sahne

Musa Rami’ye sunulan çay gibidir bazen hayat..

Arka tarafta birileri vardır ama arka boşluğu doldurmak içindir ve her an hazır tetikte bir hal ile.. Önüne masa konur.. Bir paket sigara, çakmak, kül tabağı.. Karşındaki için hazırlayıp, üzerinde getirdiklerin de masaya konur.. Ve tabi bir adet ince belli bardakta çay.. Çay tabağının kenarında 1 adet de küp şeker ile çay kaşığı..

Masa çok net aslında. Sen sadece sandalyede oturuyorsun. Arkandakiler malum, tetikte ve ayakta. Ve karşında sana bazı acı tecrübeler yaşamana sebep olacak, hayatının her anında tam karşında bir anda ortaya çıkacak bir kişi..bir kavram..bir olay..bir duygu… Ne dersen .. Nasıl yorumlamak istersen yorumla. Ama bu çok net bir masa aslında.

Musa Rami’ye ailesinin fotoğrafını gösterip, hayatta kalmasını istediğin 1 tek kişiyi seç dedikleri an verdiği cevap da çok net, uzun uzun düşünmeye gerek yok. Haluk diyor bir anda. Pat diye çıkıyor ağzından “Haluk’u seçiyorum, küçük oğlumu” Bunu söyledikten sonra fotoğrafı kenara çekip, çayı tam önüne getiriyor karşısındaki.

Birine zarar verdiğinizde bilerek ya da bilmeyerek, hani kader ağlarını ördü denir senin hiç suçun yoktur ama olan da olmuştur, yapacak bir şey yoktur gibi gibi… Bizim toplumda haticeler önemli değildir, neticelere odaklanılır. Durum böyle olunca da neticede ortada bir zarar verme durumu vardır. Şimdi hem zarar vermişsin hem de tekrar bir zarar vermek üzere gitmişsin. Yapılan iyilik ya da kötülük, her birinin bir yansıması vardır hayatımızda.. Bir şekilde karşımıza çıkar değil mi?

Musa Rami’nin karşısındaki masa da böyle değil mi.. Yani ne varsa heybenizde, aklınızda, fikrinizde, zikrinizde.. Hepsi ortaya serilir bir bir.. Ve seçenekler yani tercihler değil mi.. Tercihlerimiz olur, önceliklerimiz olur. Musa Rami’ye sorulduğu gibi sorulmaz belki belki ama hayatın bize “seç hadi” diye direttiği olur değil mi?

O masada çayın ne işi var acaba? Hani harareti alır muhabbeti kesinlikle değil. Türk çayı demlenir. Demlenmek de hayat açısından yorumlandığında ; Musa Rami seçimini yaptıktan sonra önüne çayın getirilmesi boşa değildir..

 

İyi ya da kötü.. Her ne yaptıysak.. Her şey ama her şey bir gün muhakkak karşımıza çıkıyor.. Bundan kaçış yok.

Not: Musa Rami Polis isimli film karakteridir.

 

Sevgilerimle…

© Nilgün YALÇIN

Categories: Genel | Etiketler: , , , , | Yorum bırakın

Hayat, Arayış ve Vicdan

Vicdan..

 

Allah’ın Ol demesi ile öncesinde yazdığının harmanıdır hayat..

Tüm insanları aynı seviyede hem seviyorum hem de kendimden yeteri kadar uzak tutuyorum.

Kimsenin bana bağlanmasını ve bana bağlı bir düşüncede olmasını istemiyorum. Bunu anlatmak için kendimi yormayacağım çünkü öyle hemen anlaşılır bir şey değil..

Kısacası bir nefes kadarız. Aldım.. Fakat verir miyim Amenna…

İnsanların maddi manevi her şeye karşı şaşkın hâl içindeki davranışı biraz tahammül gerektiriyor. Nasıl bir beklenti içindesiniz ki nelere şaşırıp kalıyorsunuz.. Burası dünya değil mi!

Dünyaya çivi çakmak gibi bir derdim yok, olmadı asla. Biraz insan olalım, durup düşünelim yeter..

Haddini bilmenin anlamını gerçekten düşünelim.. Buna bu toplumda çok ihtiyacımız var. Hem de çok..

Çocuk doğur, okut, evlendir, işe girsin, ev araba al, o da doğursun aynı döngü devam… Hayat denilen şey; işe gitmekten, ilişkilerden ya da aile-akrabadan mı ibaret..!

Aramak, arayış  içinde olmak.. Mevlana hazretleri: “Bir şeyi bulunmadığı yerde aramak, onu aramamak demektir.”der. Zaman kadar değerli ve tek eşitliğin olduğu başka ne var.. Bu arayış serüveninde kime, neye, nerede zaman harcadığımıza dikkat edelim.

Hep söylerim ‘Arayan Mevlâ’yı da bulur, belayı da!’… Ne aradığını bilmek gerek. 

Hayatı kandırmaca üzerine kurmaya gerek var mı?! Bu denli gözümüz kapalı mı.. Ya da gözümüzü kapatmaya çalışanlara ne yapmalı, ne demeli, nasıl bir tepki vermeli.. 

Mahatma Gandi güzel ifade etmiş: “Kanunlara dayanan adli muhakemelerden daha büyük bir muhakeme vardır ki, bu da her kişinin kendi vicdanıdır.”

Vicdan çok güzel şey. . Hem de çok.. Bana göre Huzur denilen şey, vicdanının rahatlığı yönünde insan olmaktır.

Ve vicdanın rahat olduğu müddetçe bir Hiç olduğunu idrak edip, tüm insanları hoş görüyorsun..

 

Sevgilerimle…

© Nilgün YALÇIN

Categories: Genel | Etiketler: , , , , , , | 10 Yorum

Safa Tepesi’nden Spider-Man :)

spiderman

Spider-Man ile Hatıra Fotoğrafımız 🙂

 

Sınıfa girdiğinde “ooo” diyenlere aldırmadan “Merhaba hocam”dedi.

Ben : Sen kimsin 🙂 ? 

Spider-Man : Benim hocam tanımadınız mı 🙂 ?

Ben : Hangi plazanın tepesinden geliyorsun böyle ? 🙂

Spider-Man : Hocam ben Safa Tepesi’nden geliyorum 😀

 

Bayağı güldük Spider-Man  –  Furkan Çiftçi sayesinde, sağ olsun..

 

Bu vesile ile hem Safa Tepesi hem de Spider-Man hakkında birkaç bilgi aktaralım:

Safa Tepesi ; İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından 2015 yılında Sancaktepe’de , 100 dönümlük mesire alanı içerisinde Safa Tepesi Sosyal Tesisi ismi ile hizmete sunulmuştur. Tesis hakkında daha fazla bilgi için lütfen tıklayın.

Spider-Man ; Marvel Comics tarafından yaratılmış bir çizgi karakterdir. Orijinal ismi Spider-Man, Türkçeye Örümcek Adam olarak çevrilmiştir.

İlk kez Marvel Comics’in “Amazing Fantasy” isimli çizgi romanının 15. sayısında 1962 yazında ortaya çıkmıştır. O günden bu yana, dünyanın en popüler süper kahramanları arasındadır.

Örümcek Adam, kendi duygusal ve kişisel problemlerini süper güçleriyle çözemeyen, süper güçlerinin çoğu zaman ilişkilerini olumsuz yönde etkilediği bir kahramandır.

Örümcek Adam’ın amcası Ben Parker’dan aldığı ilkesi “Büyük güç büyük sorumluluk getirir”dir. Bu ilke, tüm çizgi romanın temel konusunu özetler. …Spider-Man hakkında daha fazla bilgi için lütfen tıklayın.

 

Spider-Man bir Kahraman olduğu için hayatımızda bir yerlerde biz fark etmesek de muhakkak karşımıza çıkıyor 🙂

 

Sevgiler…

© Nilgün YALÇIN

Categories: Genel | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Hayattan Ne Öğrendim? Hz.Mevlânâ

 

Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum.
Işığı gördüm, korktum.
Ağladım.

Zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim.
Karanlığı gördüm, korktum.

Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi…
Ağladım.

Yaşamayı öğrendim.
Doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu;
Aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar olduğunu öğrendim.

Zamanı öğrendim.
Yarıştım onunla…
Zamanla yarışılmayacağını, zamanla barışılacağını, zamanla öğrendim…

İnsanı öğrendim.
Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu…
Sonra da her insanin içinde iyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim.

Sevmeyi öğrendim.
Sonra güvenmeyi…
Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu,
Sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu öğrendim.

İnsan tenini öğrendim.
Sonra tenin altında bir ruh bulunduğunu…
Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim.

Evreni öğrendim.
Sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim.
Sonunda evreni aydınlatabilmek için önce çevreni aydınlatabilmek gerektiğini öğrendim.

Ekmeği öğrendim.
Sonra barış için ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini.. .
Sonra da ekmeği hakça üleşmenin,
Bolca üretmek kadar önemli olduğunu öğrendim.

Okumayı öğrendim.
Kendime yazıyı öğrettim sonra…
Ve bir sure sonra yazı, kendimi öğretti bana…

Gitmeyi öğrendim.
Sonra dayanamayıp dönmeyi…
Daha da sonra kendime rağmen gitmeyi…

Dünyaya tek başına meydan okumayı öğrendim genç yasta…
Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım.
Sonra da asil yürüyüşün kalabalıklara karsı olması gerektiğine aydım.

Düşünmeyi öğrendim.
Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim.
Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek olduğunu öğrendim.

Namusun önemini öğrendim evde…
Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk olduğunu;
Gerçek namusun, günah elinin altındayken, günaha el sürmemek olduğunu öğrendim.

Gerçeği öğrendim bir gün…
Ve gerçeğin acı olduğunu…
Sonra dozunda acının,
Yemeğe olduğu kadar hayata da lezzet kattığını öğrendim.

Her canlının ölümü tadacağını,
ama sadece bazılarının hayati tadacağını öğrendim.

Dostlarım,
Ben dostlarımı ne kalbimle ne de aklımla severim.
Olur ya…
Kalp durur…
Akil unutur…
Ben dostlarımı ruhumla severim.
O ne durur, ne de unutur…

 

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

 

 

Categories: Genel, Şiir | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , | 1 Yorum

Korku ve Ümit

Bana dünyanın tüm teskin dolu kelimelerini, cümlelerini söyleseniz de; KORKUYORUM !

Ve dünyanın tüm karamsar kelimelerini, cümlelerini söyleseniz de; ÜMİT DOLUYUM !

Boğazımda hep bir düğüm var. Bazen yutkunmak bile zorlaşıyor.

Öyle deli gibi hıçkıra hıçkıra avazım çıkana kadar ağlamayı ne çok istiyorum..

Ve sebepli ya da sebepsiz tek başıma ya da kiminle bilmiyorum ama kahkahalara da boğulmak istiyorum..

Hayatımdaki hiçbir şeyin ortasında bulunmayan biri olarak düşünceler arasında yolculuk ediyorum..

anlamasada

“Kimse anlamasa da olur.”

Ve Oğuz ATAY‘ın o mana yüklü ifadesini yine yineliyorum :

“Anlamasan da olur. Kimse anlamasa da olur. Gerçek hürriyet budur. Ben anlıyorum. Anlatamasam da olur.”

© Nilgün YALÇIN

Categories: Genel | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Barış Manço..

Ölümün yaşam uykusundan uyanmak olduğunu yıllar evvel bir röportajında ölümü neden bu kadar çok parçalarında kullandığını sorduklarında dile getirmiş Merhum..

Merhum Barış Manço’u Saygıyla anıyorum..

Her parçasında hem sözü ile hem müziği ile ayrı bir manaya sürüklemiştir bizi.. Yıllar geçse de onun parçalarından vazgeçmeyeceğimiz, yine yine dinleyeceğimiz muhakkaktır..

Ne güzel söylemiş; “Hayat duruyor dostlar ben durmuşum çok mu?”

Ali Yazar Veli Bozar

Ali yazar Veli bozar küp suyunu çeker azar azar

Gözümde yaş görseler erkek ağlar mı derler
Gökler ağlıyor dostlar ben ağlamışım çok mu
Rahmet yağarken dostlar ben ıslanmışım çok mu

Ali yazar Veli bozar küp suyunu çeker azar azar
Üzülmüşüm neye yarar keskin sirke küpüne zarar

Bir gün dönsem sözümden düşerim dost gözünden
Dünya dönüyor dostlar bir sözden dönsem çok mu
Devran dönüyor dostlar ben dönmüşüm çok mu

Ali yazar Veli bozar küp suyunu çeker azar azar
Üzülmüşüm neye yarar keskin sirke küpüne zarar

Barış yolun sonunda yürü demek boşuna
Hayat duruyor dostlar ben durmuşum çok mu
Yaşam bitiyor dostlar ben bitmişim çok mu

Barış MANÇO

Categories: Müzik | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

WordPress.com'da Blog Oluşturun.