Posts Tagged With: sorular

Tepkilerimi Kaybediyorum Ali..

 

Yinelemenin hayatımda hep olumlu yönde olması için uğraşırdım..

Fakat son zamanlarda olumsuz yinelemeleri fark ettim Ali.

Fark etmemle birlikte yine düşüncelere daldım..

Soru’lar bitmeli mi sence Ali?

Bitmemeli diyorsun biliyorum..

night-wallpaper-10347180_jpg

Soru’ların ve sen Ali!

Ama senin beni anladığını düşünmüyorum artık!

Anlasaydın eminim beni bu kadar yormazdın!

İnanılmaz yoruyorsun!

Evet..evet ben müsaade ediyorum!

Soru’lara ben müsaade ettim evet..

Ah… Ali! Sen ve Soru’ların!

Uzun zamandır kendimde fark ettiğim bir şey var:

Tepkilerimi kaybediyorum!

Öylece seyrediyorum olanları..

Hiç yapmadığım bir şeydi bu..

Ama artık öylece seyrediyorum..

Şimdi;

Soru’ların ve sen..

Sana da tepkisiz kalacağım!

Konuş istediğin kadar!

Hayır Ali! Hayır! Kabul etmiyorum!

Soru’larını artık istemiyorum!

 

Hoşça kal Ali!

 

© Nilgün YALÇIN

Reklamlar
Categories: Ali'ye Mektuplar | Etiketler: , , , , , , , , , , | 13 Yorum

Çizgili Pijamalı Çocuk “The Boy in the Striped Pyjamas”

CPC

The Boy in the Striped Pyjamas

“ Çocukluk, mantığın karanlık saati gelmeden önce sesler, kokular ve görüntülerle ölçülür ”

John Betjeman

 

İrlandalı Yazar John Boyne‘nun “The Boy in the Striped Pyjamas” orijinal adı ile çıkardığı kitabından Mark Herman‘ın 2008 yılında sinemaya uyarladığı etkileyici bir film.

Filmi  tavsiye üzerine izledim. 1 hafta kendine gelemeyeceksin, demişti.

Filmi izlediğimde sonunu daha önceki İkinci Dünya Savaşı konulu filmlerden az çok tahmin etmiştim ama o son yakılma sahnesinin bu kadar etkileyeceğini asla tahmin edemezdim.

Filmin IMDb Puanı : 7,8

Filme 8 yaşındaki Bruno ve yine 8 yaşındaki Shmuel ‘un diyalogları damgasını vuruyor ( Kitapta 9 yaşında oldukları yazıyor ama filmde 8 yaşında).

Her şeyden habersiz olan Bruno, Alman bir askerin oğlu. 

Korku ile biraz dikkatli olan Shmuel ise bir Yahudi.

İkinci Dünya Savaşı sırasında Bruno’nun babasının görev yeri  Nazi Almanyası tarafından Austcwitz toplama kampına çok yakın bir yere alınmasıyla hikaye başlar.

Bruno yeni evlerinde gizlice keşfe çıktığında karşısına tel örgüler çıkar. Ve Shmuel tabi..

Bruno çok şaşkındır ve çok da merak içindedir. Bu tel örgüleri anlamaya çalışır..

Shmuel ile tanışırlar ve onun bir Yahudi olduğunu öğrendiği an çok şaşırır, ne yapacağını bilemez. Çünkü ona Yahudilerin düşman ve kötü oldukları daha 1 gün önce yeni öğretmeni tarafından öğretilmiştir.

Bruno hala tel örgülerin ardında olup bitenlerden habersiz, en masum haliyle Yahudiler için öğretmenin söylediklerini kabullenmemektedir.

Bruno : Ama iyi yahudi diye de bir şey vardır değil mi?

Bay Liszt : Bana kalırsa Bruno eğer iyi bir Yahudi bulursan dünyanın en iyi kaşifi olurdun.

Bruno’nun Shmuel’a sorduğu en acı ama masum sorusu şuydu sanırım:

Bruno :  Seninle arkadaş olmamamız gerekiyor, bizim düşman olmamız gerekiyor. Bunu biliyor musun?

theboyinthestripedpyjam1

Yatakhaneden çıkarılmaya başladıkları an…

Filmin sonunda yatakhaneden çıkarıldıkları an ; hayır!gitmeyin!hayır! demekten kendinizi alıkoyamayacaksınız.. Ve gözyaşı çok doğal!

Masumiyetin sorgulandığı bir film..

Asker baba, vatan için her şeyi yaptığını söyleyerek kendini masumlaştırıyordu ama ya evladı.. evlatlar..Ya onların masumiyeti?

Bu tel örgülerin gerçekten şuan günümüzde de yaşattığı acılar ortada..

Filmi dediğim gibi tavsiye üzerine izlemiştim, ben de tavsiye ederim…

 

© Nilgün YALÇIN

Categories: Film | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

Yinelenen Ali 

Ömrü boyunca emek vermiş olduğu nice duygularının arasında neyi kaybetmiş olabilir?

Nedir bu gizeme sebep?

Yazıyor.. Yazıyor.. Yazıyorsun..

Okuyor.. Okuyor… Okuyorum..

blue_nature-wallpaper-9649413_jpg

Ali !

Düşüncesiz bir hal içinde olmadın hiç.

Hep sakince , usulca kulağa fısıldar gibi cümlelerin.

Cümlelerin son olmamalı.

Sen yazmalısın.

Sen kelimeleri konuşturmalısın.

O kaybettiğin her ne ise ,

Acını kimseye fark ettirmeden cümlelerine akıtmaya devam etmelisin.

Hep yaz, demiştin.

Yazıyorum.

Ama acını merak ediyorum.

Sorular var Ali.

Çok soru var.

Cevaplanması gereken çok soru var.

Ben sormak istiyorum.

Cevap istiyorum.

Acını paylaşmalısın.

Ben nasıl ki o omuzda ağlayabildim

Sen de bunu paylaşmalısın.

Bu olmalı.

Geçiştirmeden paylaşmalısın.

Yoksa yine Ali.. Yine Ali.. Hep Ali…

 

Allah’a emanetsin Ali.

 

© Nilgün YALÇIN

Categories: Ali'ye Mektuplar | Etiketler: , , , , , , , , | Yorum bırakın

Yenemezsin Ali!

Yorumsuz bırakmak öyle kolay ki Ali..

“İstediğin kadar bağır, çağır; susan birini yenemezsin.” demişler..

Şimdi sen de Ali!

İstediğin kadar bağır..çağır.. İstediğin sözleri sarf et..

Beni yenemezsin!

Ben sana Saygı duyan biriyim Ali!

O kadar çok yorumluyorsun ki her şeyi.. Hep söyleyecek bir şeylerin var.

Amacını anlamak için hiç kendimi yormadım düşünce olarak.

Hep seni dinledim..dinledim..

Yine dinliyorum..

Bak yine seninle konuşuyorum.

Aklından geçenleri söylemek yerine hep sorular sorup duruyorsun. Ama hiçbir zaman benim sorularımı, bir dakika aslında ben sana soru sormadım doğru düzgün.. Şimdi fark ettim yazınca.. Ben sana soru sormadım Ali!

Belki de bu düşünce yoğunluğunu yaşamamın sebebi budur, bilmiyorum..

Kabullenmek benim için çok ağır oldu.. Sabrı öğrenmek.. Çok zamanımı aldı..

Ağır geçti zaman benim için..

Sana anlatmadığım düşüncelerimi ve duygularımı şimdi yoklayınca; seninle konuşurken gözlerini düşünmek benim için yeterliydi sanırım.

Gözlerine dünyaları sığdırdım Ali! Öyle de kalsın..

Şimdi Sen Ali!

İstediğin kadar bağır, çağır!

Beni yenemezsin!

 

Allah’a emanetsin Ali..

 

© Nilgün YALÇIN

Categories: Ali'ye Mektuplar | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

WordPress.com'da Blog Oluşturun.